ezberleriniz sizi hakikate çıkarmaz; siz bu öğrenmeeğitim öğretim- yöntemiyle bilgiye ulaşamaz ve huzur bulamazsınız, demeye getiriyor. Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü Bostan issi kakıyup, der ne yersin kozumu Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım Ne…
ezberleriniz sizi hakikate çıkarmaz; siz bu öğrenmeeğitim öğretim- yöntemiyle bilgiye ulaşamaz ve huzur bulamazsınız, demeye getiriyor. Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü Bostan issi kakıyup, der ne yersin kozumu Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım Nedir deyip sorana, bandım verdim özünü İplik verdim çulhaya, sarıp yumak etmemiş Becit becit ısmarlar, gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın, kırk kağnıya yüklettim Kırk çift dahi çekmedi, şöyle kaldı yazılı Bir sinek bir kartalı, salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu Bir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldı Güreşip basamadım, göyündürdü özümü Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana Öğlelik yere düştü, bozayazdı yüzümü Balık kavağa çıkmış, zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş, bak a şunun sözünü Gözsüze çu el eyledim, sağır sözüm anladı Dilsiz çağırıp söyler, dilimdeki sözümü Bir öküz boğazladım, kakladım sere kodum Öküz issi geldi eydür, boğazladın kazımı Anda da kurtulmadım, nidesimi bilmedim Bir çerçi de geldi eydür, kanı aldın gözgümü Gördüm kaplubağayı, yanın seğirdüpdür gider Sordum kanda gidersin, Kayseriyedir azimi Yunus bir söz söylemiş, hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden, örttü mana yüzünü Rivayetler doğruysa, bu şiir-şathiye- Yunus Emre’ye ait. Yunus’un zekâsına, dildeki ustalığına, Türkçe’ye olan vukufiyetine, hikmetli söz söyleme derinliğine; hâsılı akl-ı selim ve kalb-ı selimle olan insicamına şahidiz. Yunus namını ve büyüklüğünü bu özelliklerinden alır; yani hak etmiştir ulaştığı makamı da ünü de. İyi de nerden çıktı bu saçma, akıl tutulması, ipe sapa gelmez, -kendi ifadesiyle- hiçbir söze benzemeyen dizeler ve ne anlatıyor? Hangi mantık veya akıl mizanına vurmuş da bunları yazmış! Yoksa burada bir akıl çözülmesi vadisine mi bizi çekiyor; bir mantık kırımı mı var, burada! Ya da bilmediğimiz, ezberimizde olmayan, alışkın, alıştırıldığımız bir başka akıl veya mantığa mı bizi davet ediyor! Erik ağacında üzüm ne arar; erik ağacına üzüm yemeye çıkan adama ne denir? Belki de erik ağacı gerçekte/ hakikatte erik değil de üzüm vermektedir, biz ona erik diyoruz! Ya bahçe sahibine ne demeli? Üzüm yemeye erik ağacına çıkmış adama: Neden cevizlerimi yiyorsun, diyor! Erik ağacına üzüm yemeye çıkmış adam gerçekten de üzüm yiyor olabilir mi? Erik ağacı hakikatte nedir, üzüm ve ceviz neyi temsil etmektedir? Bostan ıssı kimdir? El ma’na fi bitnı’l şair/ mana şairin karnındadır, derler. Şair bütün bunlarla ne demek ister, kime nasıl bir ders vermeyi diler, kime hangi taşı kondurur! Şerhleri okudum, yorumlara baktım, üzerinde kafa yordum … Bir dokun bin ah işit, tavında sözler, dizeler. Her yorum- spekülasyon- sahibince makul olabilir, şairin karnındaki hakikatten pay kapabilir. Ama görünen veya bana görünen Yunus’un rasyonaliteyi, genel-geçer mantık kurallarını çöpe atarak yeni bir mantık ve akletmeyi önümüze koyuyor olduğudur. Şeyler gördüğünüz veya size göründüğü gibi değil, ezberleriniz sizi hakikate çıkarmaz; siz bu öğrenme- eğitim öğretim- yöntemiyle bilgiye ulaşamaz ve huzur bulamazsınız, demeye getiriyor. Ezberlerinizle- erik ağacında ceviz yemek- asıl azığınız olan üzüme ulaşamazsınız. Ne yürüdüğünüz yol yürümeniz gereken yoldur, ne gittiğiniz yön gitmeniz gereken yöndür. Yolda olduğunuzu zannedersiniz ancak o yol sizi emelinize ulaştırmaz. Azığınızdan şifa ve afiyet umarsınız ancak yediğiniz karın ağrıtır yol alamazsınız; zihninizi dağıtır, ferinizi karartır yönünüzü bulamazsınız. Aldığınız eğitim, ezberleriniz, değişmez ilkeleriniz, yaşam ve inanç binanızı üzerine inşa ettiğiniz mantığınız, ; yaşamınızı ve değerlerinizi anlamlı kılan değişmezleriniz ya tümüyle bir kurgudan, bir projeden ibaret ise! Aynı sebepler aynı sonuçları vermiyorsa; sebep- sonuç ilişkisine dayandırdığınız düzeniz dağılmaz mı? Varlık anlayışınız algılarınızın ötesinde bir başka düzene tabi ise; o zaman; sinek kartalı yere vurabilir, bir sineğin kanadını kırk katır çekebilir, balık kavağa çıkıp zift turşusunuyiyebilir mi? Olursa ne olur ve ne yaparız? Yoksa çelişkiler aslında gerçeğin düşmanı değil de gerçeğe açılan kapılar mı? Belki de idrak sorunumuz var da alışkanlıklarımızı, bağımlılıklarımızı aşamadığımız için gerçeği idrak edemiyoruz; onlar bize çelişki gibi geliyor! Belki de “marifet” diliyle öğrenmediğimiz için aklın ötesine geçemiyoruz veya mantık sınırlarına hapsolduğumuz için! Belki de yaklaşım biçimimizde yani yöntemimizdedir asıl sorun: İki veya üç boyutlu bir yaklaşımla anlamaya çalışıyoruz. Tansör’ü denesekne olur mesela!
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.