بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 22 · Ocak 2026 · Makale · s. 11

İnsanoğlunun Kadim Bağımlılığı: Dünyevileşme/Dünya Sevgisi

Hasan Ekinci — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Bağımlılık insanın özgürlüğünü sınırlayan bir tutku, toplumsal açıdan ise bireyleri ve toplumları etkileyen bir kriz olarak görülür. Bağımlılığın “pandemik” olma riski günümüzde en büyük tehditlerdendir. “Alışmış kudurmuştan beterdir.” (Atasözü) Türk Dil Kurum…
Bağımlılık insanın özgürlüğünü sınırlayan bir tutku, toplumsal açıdan ise bireyleri ve toplumları etkileyen bir kriz olarak görülür. Bağımlılığın “pandemik” olma riski günümüzde en büyük tehditlerdendir. “Alışmış kudurmuştan beterdir.” (Atasözü) Türk Dil Kurumu ve Ankara Üniversitesi, “Yılın Kelimesini” halk oylamasıyla belirlemeyi geleneksel hâle getirmeyi amaçlamış ve ilki 2024 yılında gerçekleştirilen bu uygulamayla seçilen “kalabalık yalnızlık”, geniş bir katılımla kabul görmüş. 2025’in kelimesi bu makalenin yazıldığı zamanda henüz netleşmemişti. Oylama yoluyla seçilecek olan kelime eğer bir farkındalık meydana getirecekse bu kelime “Bağımlılık” olmalı. İnsanı günlük faaliyetlerinden alıkoyan, zihninin ve bedeninin sağlıklı işlev görmesini engelleyen onlarca farklı bağımlılık türü mevcuttur. Dahası bir kaç yıl önce hiç düşünemediğimiz bağımlılıklar, bu gün hayatımızı tehdit etmeye başladı bile. Cep telefonu, internet ve sosyal medya bağımlılığı bunlardan sadece birkaçıdır ve bunlar içki, kumar ve uyuşturucu gibi ilk akla gelen bilindik madde bağımlılıkları kadar güçlüdür. Bağımlılık insanın özgürlüğünü sınırlayan bir tutku, toplumsal açıdan ise bireyleri ve toplumları etkileyen bir kriz olarak görülür. Bağımlılığın “pandemik” olma riski günümüzde en büyük tehditlerdendir. Peki, ama neden bağımlı oluyoruz? İnsanın başına bela olan “bağımlılık” dediğimiz durum hem toplumsal ve hem de bireysel anlamda neden bu kadar etkili oluyor? Bağımlılık özellikle imkânları geniş, müreffeh toplumlarda neden bu kadar yaygın? 1-Fizyolojik anlamda insan beyni üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Sinan Canan’a göre “Bağımlılık”, temel bir “ödül-ceza” sisteminin yan ürünüdür. Bu sistemin beyinde var olmasının temel biyolojik nedeni, sıradan fizyolojik aktivitelerimiz olan yeme, içme, cinsel güdüler ve egzersiz (hareket) gibi özelliklerimizi pekiştirerek, onlardan keyif almamızı sağlamak ve böyle- ce hayatta kalmamızı desteklemektir. İnsan beyni, hoşa giden ve tekrarlanması organizmaya hoşluk hissi veren davranışları kodlamak için dopamin adlı bir kimyasal madde salgılayarak, bu tip davranışları pekiştirme eğilimine sahiptir ki bu mekanizma aslında öğrenme ve hayatta kalma için gereklidir. Hoşumuza giden birçok şey, beyindeki dopamin miktarını artırır. Kısacası, beynimizdeki ödül-ceza sistemini uyaran ne varsa, beynimizin her tarafında dopamin salgılanmasına ve böylece kendimizi daha iyi, tatmin olmuş ve mutlu hissetmemize neden olur. İnsanlar diğer canlılardan farklı olarak, hoşuna giden besin maddelerini yahut deneyimleri, tabiatta bulunmayacak derecede üretebilme, dönüştürme, depolama ve tabii olmayan bir tarzda ulaşılabilir durumda tutabilme yeteneğine sahiptir. Bu yeteneğimiz, tabiatta rastlanmayan bir şekilde “ödül sistemimizi zorlamakta” ve böylece sıradan birçok kimyasal madde ve uyarana karşı hızla bağımlı hale gelebilmekteyiz. Bağımlılığı körükleyen en önemli etkenler “haz” ve “acıdan kaçınma” dediğimiz olgulardır. Mesela insan hayatında konfor ve lüks hızla bağımlılık yapar. Acıdan ve rahatsızlıktan kaçınma, yine beyinde bir “hoşluk” hissi oluşturduğundan, bunun sonucunda da dopamin miktarının artacağını ön görebiliriz. Neticede bağımlılık yapan sinirsel süreçlerin temelinde “tatmin” mekanizması yer alır. Fakat bu mekanizmanın “aşırı uyarımla” kötüye kullanılması, ayar noktalarını değiştirerek, doğal olmayan ve devamlı artan dozlarda tatmin arama (tolerans evresi) ve bağımlılık sürecini başlatır. Bağımlılık, bir anlamda ödül-ceza sisteminin yanlış yönlendirilmesiyle tetiklenir. Dopamin salgısı hoş duyguları pekiştirir, tekrar eden davranışlar alışkanlıktan bağımlılığa dönüşür. Bağımlılığın sosyal ve bireysel süreç ve sonuçlarına bakıldığında, “Alışmış kudurmuştan beterdir” atasözü işin ciddiyetini net bir şekilde ifade etmektedir. Atasözümüzde alışkanlıktan kasıt aslında “bağımlılıktır”. Birbirini çağrıştırsa da alışkanlık ile bağımlılık farklı şeylerdir. İyi alışkanlık süreklilikle erdem doğurur; kötü alışkanlık ise bağımlılığa dönüşür. Alışkanlık, kontrollü ve sınırlı tekrarlarla sürer; bağımlılık ise kontrol kaybı ve zorunluluk hissiyle ortaya çıkar. Kişi, zararlarını görüp yaşasa bile zararlı davranışı sürdürme arzusunu hep korur. Bağımlılıkta davranış artık iradeyle değil, zorunluluk hissiyle yapılır. 2- Bağımlılığın modern zamanlardaki durumu bütün insanlığı/ insan neslini etkileyecek tarzda çok yönlü olarak hayatı olumsuz şekilde etkilediği bir gerçektir. Geleneğimizde de insanın kemale ermesi noktasında alışkanlıklar ve bağımlılıkların olumsuz etkileri çeşitli eserlerde dile getirilmiştir. Bunlardan biri de İslami Edebiyatımızın en önemli klasiklerinden olan Ferîdüddîn Attar’ın Mantıku’t-Tayr (Kuşların Dili) eseridir. Eserin ana teması, insanın hakikate ve Allah’a ulaşma yolculuğudur. Attâr, kuşların “Simurg” adlı efsanevi kuşa ulaşmak için çıktıkları yolculuğu alegorik (sembolik) bir anlatı olarak kullanır. Kuşlar, insan ruhlarını, Simurg, ilahi hakikat ve mutlak varlığı ve yolculuk, insanın nefsini terbiye etmesi, kötü alışkanlıklarını ve dünyevî bağlılıklarını terk etmesi gerektiğini anlatır. Hikâyenin bir aşamasında kuşlar, Simurg’a gitmek istemezler; her biri kendi alışkanlıklarını bahane eder. Bülbül, gül sevgisine alışmıştır, bu bağımlılık onu yolda tutar. Papağan, ölümsüzlük arzusuna alışmıştır, bu onu hakikatten uzaklaştırır. Keklik, mücevher sevgisine alışmıştır, dünyevî bağımlılıklar yolunu keser. Tavus, cennet alışkanlığına saplanmıştır, dünyevî cennet arzusuyla hakiki Simurg’u göremez. Attâr, bu kuşların alışkanlıklarını “bağımlılık” olarak yorumlar. Her biri kendi alışkanlığına zincirlenmiştir; bu zincir kırılmadıkça hakikate ulaşa-

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.