her canlıda müşahhas olan değeri keşfetmek sığ bakışların kârı değildir. Makyajdan göz özü göremiyor dostum. Makyajdan göz özü göremiyor dostum. Görüntü toplumu hâline gelindiğinde şekil içeriğin, madde mananın tezgâhında eriyor. Fazlalık hep eksiklikten doğuy…
her canlıda müşahhas olan değeri keşfetmek sığ bakışların kârı değildir. Makyajdan göz özü göremiyor dostum. Makyajdan göz özü göremiyor dostum. Görüntü toplumu hâline gelindiğinde şekil içeriğin, madde mananın tezgâhında eriyor. Fazlalık hep eksiklikten doğuyor, kıyasla hem de başkasıyla kıyasla insan kendinden uzaklaşıyor. Her şey madde formunda yarışa katılıyor. Kim daha çok var? Dostum, sıralamanı söyle, kim olduğunu söyleyim. Sözün hakim olduğu alanda sözcüye, gözün hakim olduğu alanda gözcüye ihtiyaç olmadığı gibi asıl dururken onu reyona koyanların kim olduğuna bakmak lazım. Bakmak yetmez, görmek lazım. Onun içinse görebilecek bir niyet yani samimiyet. Düşüncenin evi dildir, denmesi boşuna değil. Onunla hareket ediyor, onun giydirdiği üslupla konuşuyoruz. Yerimiz yurdumuz dille belirleniyor bir bakıma. Yani konumlanıyoruz, hayat karşısında. Milliyet kavramı kendi kültürü ve inancını tanımlarken Fransız İhtilali kaynaklı böl, parçala, yönet fikri “ümmet” kavramının da yaşanan değil iddia edilen bir düzlemin unsuru şekline sokarak karşıtı olan fikri ümmetçiliğe çevirdi. Ağaçtan bir hayvana hatta toprağa kadar nezaketle davranmayı hedef edinen ferasetli bakış açısını “bakış acısı”na dönüştüren zihin deformasyonu başarılı oldu. O olmadığında da varmış gibi gösterme yoluna giderek bu ruhsuzluk hâli desteklendi sanırım. Üstü açık biri varsa üşüyen, karnı aç varken doymayan, hâli anlatırken nutuk atmaya ihtiyaç duymayan, hakikatle ilişkisini hakkaniyetle kuran, yere düşeni namaza kalkar gibi kaldıran, yaşatma sevincini yaşama sevincine tercih eden bir yürek tanımlanmaz. Hiç durmadan yürüdüğü için “yürek” olmak için kerameti kendinden menkul övgüler yetmez çalışmıyorsa. Her atımı, adımının anlamını taşıyan bir farkındalık ister ki başkasının onu övmesine bakmaz. Kelimelerin anlamlarıyla telaffuzları arasında mutlak olmasa da çoğunlukla bir ilişki vardır. Müslüman devlet başkanı da anlamı taşıyan imamla ilgili olan ümmet sözcüğü de böyledir. Aynı kaynağa, benzer fikir ve ideallere ya da annenin sahip olduğu en önemli değer olan merhamete sahip topluluk ümmettir. Kalbin hudutlarını çizecek kalem olmadığı gibi her canlıda müşahhas olan değeri keşfetmek sığ bakışların kârı değildir. İnanan ve inanacak olanlar dışında yapılan ayrımların ne kadar suni olduğunu anlamak için bizim dilimizi inceleyen ilk âlimlerin hangi milletten olduğuna bakmak kâfidir. Bize bizden olmadığı hâlde bizden olmanın üstünlük olduğunu söylemek de nedir? Kendine değer vermek, kendinde değer bulmak güzel, başkasını küçük görmek büyüklük değildir. Cihanşümul bir davayı kafese hapsetmek isteyenler ille de vatanım diyecek bir bülbül hep duyacaklardır. O vatan başta değerlerini baş tacı etmiş bu topraklar ile anne şefkatiyle açılmış kollarının arasını dolduran tüm insanlıktır. Zihnimizde yer edinen parçalanmışlıktan yararlananların çokluğuna inat varlığı siyaset üstü bir güç ve iklim alanı, yokluğu Gazze’dir, Doğu Türkistan’dır, mahallemizdir, iş yerimizdir. Farklılık normal, insanlık bütüncül görmektir. Dar aidiyetlere büyük sloganlar yapıştırmak yerine büyük ideallere ram olmuş mukaddes adımlar; zulme düşmandır, yalana düşman öyle olunca kendiliğinden silinir zalim de yalancı da. Prangalardan kurtulmak için önce parçada kaybolan gezilere değil bütünü gören sabit kadem duraklara ihtiyaç vardır.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.