kabul ettiğinde, bu gayenin pratik hayatta nasıl tahakkuk edeceğine dair yöntem ve imkânları sorgulama sürecine girer. Kur’an Levhi Mahfuzdan, Ana yazılımın kaynağından indirilmiş bir kitaptır. Kur’an’da var olan “Biz insanları ve cinleri sadece bize kulluk et…
kabul ettiğinde, bu gayenin pratik hayatta nasıl tahakkuk edeceğine dair yöntem ve imkânları sorgulama sürecine girer. Kur’an Levhi Mahfuzdan, Ana yazılımın kaynağından indirilmiş bir kitaptır. Kur’an’da var olan “Biz insanları ve cinleri sadece bize kulluk etsinler diye yarattık” (zariyat 56) hakikati, temel düsturun kulluk olduğunu beyan etmektedir. Hatta insanın kabullendiği emanetin insan dışında göklere yere ve dağlara teklif edilmiş olması ve kabul etmekten çekinmelerine rağmen insanın bu emaneti sahiplenmesi (Ahzab 72) yine ana kaynaktan indirilen Kur’an’da var olduğuna göre bu temel yaklaşımlar ilahi sistem yazılımının ana kayıtlarıdır. Kur’an’ın Levhi mahfuzdan indirilmiş olması, insanla birlikte var olan hatta insanın adı yokken diyebileceğimiz bir zamandan beri Allah’ın belirlemiş olduğu bir gerçeklik olduğunu ortaya koyar. Bir Müslüman, insanın varlık gayesinin yalnızca kulluk olduğu hakikatini kabul ettiğinde, bu gayenin pratik hayatta nasıl tahakkuk edeceğine dair yöntem ve imkânları sorgulama sürecine girer. Bu sorgulamanın sonucunda kulluğun tahakkuku için varlık, hakikat, gibi kavramların bilinme zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar. Kavramların bilinmesi, bilmeye dair eylemlerin başında okuma, anlama, kavrama merhalelerini devreye sokar. Okumanın varlık hakikatini kavramadaki araçsallığı, yaratan Rab adına okumakla anlamlanır. Onun dışındaki okumaların gerçeği kavramada sorunlu olacağı tecrübeler ortaya koymuştur. Yaratan rab adına okumanın birincil gereği iman, ikincil gereği amel salihtir. Ayrıca burada detaylara vakıf olmak bir ilmi gerektirir. İlimse insana bakış açısı, yol yöntem öğretir. Bütün bu detaylar, Allah’ın Kerim olan kitabında ortaya konmuş ve bütüncül bir bakış açısı kazandırılmak istenmiştir. Deki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ayetinde Allah’ın dikkat çekmek istediği bilmenin merkezine konması gereken esas nedir? Zümer 8 - İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O›na dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah›a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: «Küfrünle biraz zevklen, çünkü sen, o ateşliklerdensin.” Zümer 9 - Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar. Burada bilmenin merkezine konulan Allah’ı doğru takdir ederek gece kalkmak, secdeye kapanarak, Rabbi adına kaim olmak, ahiret ve Rabbinin rahmetini ummak esaslarına dayalı temyiz edici bir akla sahip olmaktır. Çünkü bu esaslar sıkıntı anında yaratıcıya ihtiyaç duyup katıksız iman eden fakat sonrasında dünyalık nimetleri azıcık ucundan yakaladığında Allaha ortaklar koşan çıkarcı anlayışın önünde akıllıca davranarak sapkınlığı önler. Ehli zikre sorun Nahl 43 - (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun. Bilgi müteselsildir. Yani insanlığın tevarüs ettiği ve yenilerini üzerine bina ederek yeni gelişimlerin kapısını aralayan en kıymetli mirastır. İnsanlık için genel geçer ihtiyaçlardan birisi olan peygamberlik müessesesi hakkında insanlar çoğu zaman yanılgıya düşmüşlerdir. Hatta insan cinsi içinde kadın ya da erkek, hangisinin peygamber olabileceğine dair tartışmalara girmişlerdir. Bu konunun doğrusunu insanların tecrübe etmesi bakımından, geçmişte deneyim yaşamış olan ehli kitap, bilgisine müracaat edilebilecek kaynak- ların başında gelir. Öyleyse bir konuda bilgilenmede sorun oluştuğunda geçmiş tecrübe, kaynak olarak anlamlı bir müracaat kapısı kabul edilmelidir. Çünkü insanlığın birikmiş doğru tecrübesi insanın yanılgıya düşmesini engelleyebilecek kaynakların başında gelir. Buna insanlığın icması diyebiliriz. İnsanlığın üzerine icma ettiği konularda yanılgı payı neredeyse sıfırla denk olur. “Ümmetim yanlış üzere icma etmez.” Hadisinin ifade ettiği anlamda tam olarak budur. Bilginin kaynakları meselesinde Kuranın bakış açısı olarak ortaya koyduğu bu ilke her zaman için insanın işine yarayabilecek bir paradigmadır. Allahtan en ziyade alimle korkar. Fatır 28 - Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir. Bu ayet bize ilmin kaynağını ortaya koyma açısından önemli bir ölçü vermektedir. Çünkü insanlık hakikat dalalet tartışmalarında bilginin kaynağı konusunda bu ölçüde ikiye ayrılmıştır. Gerçeğin taraftarı müminler öncelikli bilginin ilahi kaynaklı olduğu ilkesinden hareketle ilahi kaynaklı bilgiyi temel kabul etmiş ve ona teslim olmuştur. Dalaletin talipleri olan kafirler ise insanlığın tecrübesi sayılan ve son yüzyılda bilim olarak adlandırılan çalışmaların vardığı sonuçları kati bilgi olarak kabul etmiştir. Bu konuda Allah’ın konuya nasıl bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği ilke olarak belirlenmiş ve bilgiler hakikat ve zan olarak kategorize edilmiştir. Ve insanoğlu vahiy tarafından zan olarak nitelenen insanlığın bilimsel çözümlemelerinin gerçeği yansıtmayabileceği uyarısı Kur’an ile yapılmıştır. Eğer yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar yalnız zanlarına göre hareket eder ve sadece asılsız tahminlerle
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.