بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 1 · Nisan 2024 · Makale · s. 22

Dilsiz Olmaz Dil ve Mantık Üzerine Bir Söyleşi/ Pınar Yayınları

Mustafa İbakorkmaz — Grafik Tasarım

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Yayınevinin, kitabın önsözünde belirttiği gibi, Taha Abdurrahman hem Arap dünyasında hem de Türkiye’de tanınmasında geç kalınmış bir filozof. Öyle ki daha adı üzerinde bile tam olarak mutabakat sağlanmış değil? Taha Abdurrahman mı, Abdurrahman Taha mı? Henüz h…
Yayınevinin, kitabın önsözünde belirttiği gibi, Taha Abdurrahman hem Arap dünyasında hem de Türkiye’de tanınmasında geç kalınmış bir filozof. Öyle ki daha adı üzerinde bile tam olarak mutabakat sağlanmış değil? Taha Abdurrahman mı, Abdurrahman Taha mı? Henüz hayatta olan bir düşünürün, iletişimin saniyelere sığdığı bir dünyada adı üzerindeki belirsizlik ortadan kaldırılamıyor. Kaldı ki bu düşünürün oldukça iddialı, hem geleneksel İslami ilimlere hem de tarihi ve bu günüyle batı felsefesine göndermeler yapan düşüncesini anlayacağız. Üstelik, yazarın adı üzerindeki belirsizliğin en önemli nedeni, kitaplarını Türkçeye çevirip yayınlayan yayın evinin kendisi. Bu durum, ismen doğru tanıyamadığımız bir düşünürün fikirlerinin ne kadar doğru iletildiği konusunda daha en başta düşündürücü bir hal alıyor. Bu bahsi not ettikten sonra, bu küçük söyleşiye dönelim. Taha Abdurrahman Selefilik düşüncesi, felsefe ve tasavvuf gibi farklı disiplinleri bir düşünür. Taha Abdurrahman ile ilk tanışıklığımız yine bir söyleşisinin kitaplaştırılması vesilesiyle olmuştu. Hemen ardından peş peşe diğer kitapları da çevrilip yayınlandı. Farklı sebeplerle daha önce hayatımızda yeri olmayan bu düşünürle yolu kesişen bir okur kesimiyle bir araya gelme imkanımız da oldu. Hatta farklı eğilimlerden gelen bir okuma grubu oluştu ve mütaala ederek Taha Abdurrahman okumaları yapılıyor. ‘Dilsiz Olmaz’ başlığıyla yayınlanan bu söyleşide yazarın karşılaştığı soruları cevaplama usulüne baktığımızda iki şeyi rahatlıkla görüyoruz. Birincisi soruyu ele alış, ikincisi de söyleşinin sohbet sınırından çıkarak bir analize dönüşmesi. Bu söyleşinin sorularının muhtemelen yazılı olarak sorulduğunu, dolayısıyla cevapların da üzerinde düşünülerek yazılı olarak verildiğini düşündürüyor. Çünkü yazar detaylı tasniflere girişiyor ve konuşmanın içerisinde kaybolabilecek detaylara giriyor. Söyleşinin hangi yöntemle yapıldığının pek bir önemi yok aslında. Sonuçta bizim için önemli olan, bütünlüklü ve iddialı bir felsefi düşünce inşasını önemli püf noktalarıyla özetleyen bir kitap var elimizde. Bu yönüyle Taha Abdurrahman’ın hacimli külliyatına ve disiplinler/kültürler arası düşünce dünyasına giriş yaparken bir anahtar görevi üstlenen rehber bir kitapçık mahiyetinde. Kitap dört bölümden oluşuyor. Yayınevinin sunuşundan sonra, 1) Dil ve mantık üzerine sorular, 2) Dilbilim üzerine sorular, 3) Mantık üzerine sorular, 4) Felsefe üzerine sorular ve cevapları var. Yayınevinin sunuşunda, “Felsefi formasyonu Batı ve ülkesinin yerelliği üzerinden Şekillenen Abdurrahman, hocalığı sırasında mantıkla dil felsefesini önemli ölçüde tasavvuf ve eylem felsefesi ile birleştirmiştir. Tasavvufi geleneğe dayanması hasebiyle ayrımcılığa maruz kalmış, 1990’lara kadar düşünce mahfillerinden dışlanmıştır.” (s.9) diyerek tanıtılan yazarın hem formasyonu, hem duruşu hakkında önemli ipuçları veriyor. Bu ipuçlarına bakarak Türk okurunun dikkat etmesi gereken bir noktayı belirtmek gerekiyor. Taha Abdurrahman’ın dilbilim, dil felsefesi, ahlak felsefesi ve mantık üzerine söylediklerine odaklanmak ve üzerinde durmak kaçınılmaz. Çünkü zaten düşünürün söylediği şeyler bunlar. Yoğunlaştığı konular da bunlardan ibaret. Fakat Taha Abdurrahman’ın filozof yönünün neye itiraz ettiğini ve neyi inşa etmeye çalıştığını anlamak için onu yalnızca bir akademisyen ya da bir filozof olarak görmemek gerekiyor. Taha Abdurrahman, “İslam aleminin karşılaştığı entelektüel ve yapısal sorunların temelindeki taklitçi modernliğe dikkat çeker.” (s. 10) Modernist İslamcı akademisyenler tarafından sufi yönüyle dışlanmış olması, geleneğe, geleneksel biçimde bağlı olmayışı farklı kılar. Anlamından ve bağlamından kopan, çağın sorunların çözüm üretemeyen, bilimsel gelişmelere ayak uyduramayan geleneği, bu yönlerini göz önünde bulundurarak dikkate alır. Bu boşlukları doldurma yönünde çalışmalarının bir ağırlığı olduğu rahatlıkla görülür. Öte yandan “İthal fikirlerin Müslüman vicdanında tutmayacağı yönünde esaslı iddiaları vardır. (s. 12) ithal fikirlerden kaçınmak ve gelenekle tanımlanamayan yeni durumları dil ve mantık çerçevesinde kavramlaştırma çabası Taha Abdurrahman’ın en belirgin özelliklerinden biridir. Kendi ürettiği kavramlarla düşünüp yazıyor olması O’nun üslubunu okur açısından zor anlaşılır sınıfına dahil eder. Söyleşi boyunca sorulara verdiği cevaplar Taha Abdurrahman’ın diğer eserlerinde hangi zemin üzerinde düşündüğünü, nasıl bir usül kurduğunu gözlemlemek açısından önemli. Soruların mantıksal analize tabi tutulup mantık çerçevesinde tasnif edilerek cevaplandırıldığını görmek onu ve düşünce sistematiğini anlamamızı sağlayan göstergeler. Bununla birlikte, gelenekle doğru ilişki kurup, batı bilimini taklite düşmeden yeni bir düşünce kurmanın mümkün olabileceğine yönelik inancı ve çabası, Müslümanlar açısından çok önemli. Özelde bu söyleşi vesilesiyle, genelde ise diğer eserleriyle Taha Abdurrahman bize ne söylüyor? Öncelikle düşünmek için kendi kavramlarımızı üretme, sahip olmamız gerekiyor. Sonra bu kavramlarla çağın tezahürlerini yeniden ve kendine mahsus biçimde, müslümanca düşünmek mümkündür. Bu imkanları bize hatırlatan Taha Abdurrahman’ı artık eserleriyle tanıyoruz. Geriye eserlerinde bize gösterdiği imkanları harekete geçirmek kalıyor sanırım.

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.