بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 24 · Mart 2026 · Mektup · s. 10

YAREN MEKTUPLARI Eğitim ve Öğretim’in Kılavuzu Başöğretmen’dir.

İbrahim Şahin — İmtiyaz Sahibi

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Ne güzel değil mi sevgili yarenim; Orada bir yerlerde seni bilen, varlığından haberdar ve mutlu olan, merak ettiğin ve edildiğini de bildiğin ve de bazı beyin fırtınalarını ve yürek sancılarını paylaşabileceğin birisinin olduğunu bilmek? Selamlaşmak, dualaşmak…
Ne güzel değil mi sevgili yarenim; Orada bir yerlerde seni bilen, varlığından haberdar ve mutlu olan, merak ettiğin ve edildiğini de bildiğin ve de bazı beyin fırtınalarını ve yürek sancılarını paylaşabileceğin birisinin olduğunu bilmek? Selamlaşmak, dualaşmak, halleşmek, hayalen bile olsa birer bardak demli çayın eşliğinde yârence muhabbetler edebilmek. Yokluğunda dahi hatırlayınca yüzünde tebessüm oluşması, bilmek ve bilinmek ne güzel bir duygu değil mi? Biliyor musun sevgili dostum; Bilmek her alanda güzeldir. Çünkü hayat ve bilgi öyle bir ikilidir ki; Damar ve kan, oksijen ve akciğer, tohum ve toprak, toprak ve su ne anlam ifade ederse birbirleri için, hayat ve bilgi de öyledir. Bundandır ki; Akl-ı Selim gereği inanç ve fiillerimiz ile ilgili bütün kararları bilgisine sahip olmadığımız ya da doğruluğundan emin olmadığımız adımlardan ısrarla uzak durarak ve doğru bir bilgiye dayanarak almak durumundayız. Bir zamanlar bir yerde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti, diyordu ki; “Hakkında doğru bilgi sahibi olunmadan yapılan işler ya da yaşanan hayat adeta gece karanlığında el yordamı yapılan yapılara benzer; Sabah olunca bir de bakarsınız ki her şey olması gerekenin çok dışında. Ya çarpıklığı yaşarsınız, Ya da yıkmaktan başka bir yol bulamazsınız!” Öyle ya; Doğru bilgiye ulaşmak ışığa ulaşmak gibi bir şeydir öyle değil mi sevgili yarenim? Ona ulaştıktan sonra cehlin karanlığında ne yaptığımızın, nasıl bir şey ortaya koyduğumuzun, yaptığımız şeyin içimize sinip sinmediğinin farkına varırız ve geri kalan ömrümüzü hayatımızdaki o yanlışları temizlemeye çalışmakla tüketiriz. Nasıl ki sıhhatli bir insan olabilmek için yiyip içtiğimiz şey ve şekillere dikkat etmemiz gerekiyorsa, isabetli inanç ve fikirlere sahip olabilmek için de doğru ve gerçek bilgiye o kadar ihtiyacımız vardır. Zira doğru şeylerle ve doğru şekilde beslenmeyen insan fiziken hasta olacağı gibi, doğru bilgi sahibi olmayan ve bilgiyi doğru kullanamayan insanın da yaptığı tercih ve işlerden dolayı karşılaşacağı sonuçlar itibariyle ruhen hasta olması kaçınılmazdır. Sevgili dostum, birey ve toplumlar için geleceğin doğru şekilde inşası ancak geçmiş ile bağ kurmakla mümkündür. Bu itibarla öncelikle öz geçmişimizin yani insanın yaratılış gerçeği ve hayatının başlangıcından itibaren ihtiyaç duyarak faydalandığı bilginin kaynağı ve ulaşılma biçimi hakkında gerçek bilgiye sahip olmamız gerekmektedir. Bu bağlamda insanın var oluş ve gelişimi ile ilgili olarak günümüzde olduğu gibi geçmişte de İlâhi Vahiy bağlamın- dan kopmakla başlayan ve bilgiye sadece çıplak akıl, mantık ve zanlara dayanarak ulaşmaya çalışanlar olmuştur. Bu zümre, tüm oluşumları objektif olarak düşünen her akıl ve mantığın yersiz ve anlamsız bulacağı şekilde garip bir tesadüf mantığına dayalı bir takım varsayımlara bağlayarak izah etmenin peşine düşmüş, İlk insanı maymundan tekâmül ederek insanlaşan, konuşma bilmeyen, işaretlerle anlaşmaya çalışan ilkel bir varlık olarak hayal etmişlerdir. Tüm hayat felsefelerini tartışılmaz bilgi diye kutsadıkları çeşitli varsayımların üzerine bina eden bu zümre bir çeşit seçkincilik kibri içerisinde, hâkim ideolojilere/otoritelere de yaslanarak insanlığa dayatmaya kalkışmışlardır. Sevgili yarenim, bilgi edinmenin bir diğer yolu da dini öğretilerdir. Bunlar da insanların fıtratında var olan “yüce varlık” duygusu ile ulaştıklarını sandıkları düşünce, hissiyat vb. şeyleri inanış haline getirerek dinleştirmişlerdir. Bunların ilk insan tasavvuru da İslam eksenli İlahi Vahiyden kopuk oldukları için Allah(cc) katında batıldır.(Bak.Âl-i İmran:85) İlk insandan başlayarak va’z edilen kadim ve biricik Hak din olan İslam inancına göre (Bak.Âl-i İmran:19) ise ilim, irade ve gücü her şeyi kuşatan sonsuz ve baş edilemez bir güce sahip olan(Bak. Talak:12) âlemiyn’in yegâne Rabbi (Bak. Fatiha:2) Allah(cc) tarafından yoktan var edilen nesnelerden (Bak.Yunus:34) yaratılmış ilk insanın neslidir insanlık. Kendisine ihsan edilen hayata dair birçok şey öğretilerek (Bak.Bakara:31)can yoldaşı olarak da kendi cinsinden eş yaratılarak(Bak.Rum:21) hayatı ziynetlendirilen bir insanın neslidir insanlık âlemi. Hayatlarını idame ettirebilmeleri için de her türlü nimet ile donatılmış Cennet denilen özel bir mekâna yerleştirilen(Bak.Bakara:35)ilk insanlık ailesinin çocuklarıyız zamanla renk, renk, kavim, kavim yaratılan bizler. Yaratan, yaşatan, öldürüp sonra tekrar diriltecek bizatihi kendisi olan (Bak. Rum:40) yüce Mevlâ tarafından başıboş bırakılmayıp (Bak.Kıyame:36) bulundukları mekâna ve yaşama dair kimi usül ve prensipler, yaratıcı, kul ve mekan hakkında bilgiler ile donatılarak (Bak.A’raf:19) ilahi bir öğretim ve eğitime tabi tutulmuş çekirdek ailenin çocuklarıyız. Ve tabi ki; Bizler beşeri fıtratlarında var olan kimi meleke ve zaaflardan (Bak. Şems:8) dolayı süreç içerisinde unutup ya da heveslerini kışkırtan iblise uymak suretiyle ilâhi kaynaklı bir takım kuralları gafilce çiğneyerek kendilerine lütfedilen özel mahremiyetlerini kaybeden (Bak. Taha:120-121) bir anne ve babanın nesliyiz aynı zamanda. O anne ve baba bizim için; İblisin ivgası ile heveslerine uyup yanlışa düştüklerinde lâin iblis gibi inat ve kibir gösterip haklılık peşinde koşma yerine (Bak.A’raf:12-13) acziyetlerini idrak edip “Rabbimiz biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ziyan edenlerden oluruz…” (Bak.A’raf:23) diyerek pişmanlık gösteren sağduyulu ve inançlı ecdadımızdır. Onların bütün bu hallerini hatta gönüllerinden geçirdiklerini dahi bilen (Bak. Bakara:284) gizli, aşikâr her şeyi gören ve duyan yüce yaratıcı (Bak.Nisa:134) acziyet ve tövbelerini dillendirmeleri için onlara bir takım bilgiler daha öğretmiş, onlar da bunlara tutunup af ve mağfiret dileyerek (Bak.Bakara:37) Rableri katında arınmaya bir yol aramışlardır. Kâinatta bilinen ve bilinmeyen özellikleri ile var olan ve adına müspet ilim de denilen tüm nesne ve bilgilerin keşfi/ gün yüzüne çıkarılması işlenerek faydalı hale getirilmesi insanın akıl ve marifetine bağlanmış ve teşvik edilmiştir. Başarılı olanlara ise kibirlenme yerine, “ulaştığım bu nimet Rabbimin lütfu iledir” (Bak. Neml:40) demesi öğretilmiştir. Gerçek bilgiye ulaşabilmek bağlamında Allah(cc) ayrıca ilk insandan başlayarak aralarından seçmiş olduğu elçiler/ peygamberler ile kitap ve hikmet göndererek onlara bilmediklerini öğretmiş, insanların zan ve yanılgıları ile bilgi ve hayata bulaştırdıkları beşeri kirlenmişlikleri gerçek ve Hak bilgi olan vahiy yoluyla arındırmıştır.(Bak.Bakara:151) Bu alandaki kadim rivayetlere göre âlemiyn’in Rabbi Allah(cc) Hz. Muhammed Mustafa(sav) kuluna “İkra’ bismi Rabbikellezi Halag, Halagal insâne min Alag…” hitabıyla seslenmiştir bu kez de. Ve onun nezdinde tüm insanlığa yazılı ve yazısız, bütün tefekkür ve idrak okumalarının yaratan Rabbin adıyla, O’nun kudret ve iradesini göz ardı etmeden, O’nun öğütlediği şekilde yapılması gerektiğine dikkat çekmiş ve ancak bu takdirde yaratılış ve hayat ile ilgili zan ve uydurmalardan korunup gerçek bilgiye ulaşabileceklerini vurgulamıştır. Çünkü Rabbi kalemle yazmayı ve bilmediği her şeyi öğretmede de cömert olan yüce kudretin ta kendisidir. (Bak.Alag:1-5) Sevgili yarenim, gerçek bilginin yegâne kaynağı ve sahibi olan yüce Allah(cc) ın insanlara hitap ettiği Kitab-ı Keriminde muhkem ayetler vardır. Bu hudutların direk olarak alanına girmeyen ve insanların serbest iradesine bırakılan alanlarda ise insanlara İslam’ın inanç ve ahlak ilkeleri/ Şeriat’ı ile çatışmayacak şekilde düşünmeyi, akletmeyi, araştırmayı ve keşfetmeyi tavsiye ederek “..akıl sahipleri için deliller vardır.”(Bak. Al-i İmran:190) “Hiç akletmez misiniz?”(Bak.En’am32) “Ne az düşünüyorsunuz?”(Bak.Mü’min:58) “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(-

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.