بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 17 · Ağustos 2025 · Makale · s. 5

Vasat, Adil, Şahid, Marufu Emreden-Münkerden Nehyeden Hayırlı Bir Ümmet (miyiz)?

Mustafa Doğu — Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
İnsanlar yaratılışta tek bir ümmet idi. Allah, daha sonra insanları birbirleriyle tanışsın, kaynaşsın, bir ünsiyet geliştirsinler diye farklı dillerde, renklerde yaratmaya devam ederek, ortak payda olarak Kendi yasaları etrafında cem olmayı belirledi. “İşte bö…
İnsanlar yaratılışta tek bir ümmet idi. Allah, daha sonra insanları birbirleriyle tanışsın, kaynaşsın, bir ünsiyet geliştirsinler diye farklı dillerde, renklerde yaratmaya devam ederek, ortak payda olarak Kendi yasaları etrafında cem olmayı belirledi. “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için sizi dengeli ‘Vasat’, bir ümmet kıldık…” (Bakara, 143) “Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtulasınız! Allah uğrunda, hakkıyla (cihad) edin! O, sizi seçti; dinde üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi, babanız İbrahim’in milletinde (dininde) de bu böyleydi. Elçinin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “Müslümanlar” adını vermiştir. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a (O’nun vahyine) sımsıkı sarılın! O, sizin Mevla’nız (efendinizdir). O ne güzel Mevla ve O ne güzel yardımcıdır!” (Hac, 77-78) Ey iman edenler! Allah için şahitlik edenler olarak adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun! Bir topluma (karşı) öfke(niz) sizi adaletsizlik suçuna sevk etmesin! Adil olun! O (adil davranmak), (Allah’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaya daha yakın (bir davranış)tır. Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide, 8) “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz (topluluksunuz): Ma’rûfu (iyiliği) emreder (öğütler), Münkerden (kötülükten) engeller (sakındırır) ve Allah’a inanıp/güvenirsiniz. (Ali İmran, 110) Ümmet köken itibariyle, kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk/ kavim, nesil, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder, aynı dine inanma, aynı zamanda yaşama veya aynı mekanda bulunma gibi önemli bir unsurda toplanan gruplar anlamlarına gelmektedir. Ümmet kelimesi “anne” kelimesiyle aynı kökten gelmekte ve adeta rahminde merhametin tüm unsurla- rını taşıyan bu varlığın tüm çocuklarına karşı aynı duyarlılıkla, aynı sevgiyle, aynı hassasiyetle bir kuşatıcılığı sergilediği gibi, “iman” kardeşliğiyle oluşan ümmet eksenli birlikteliğinde aynı şekilde tüm müntesiplerini sarıp sarmalayan, kucaklayan ve duruşuyla, duygu / düşünceleriyle, eylemleriyle peygamberlerin yol göstericiliğinde birbirine bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmiş bir topluluk olduğu çok rahatlıkla söylenebilir. Kur’an’ı Kerim’de ümmet kavramının canlı toplulukları, insan toplulukları ve bir inanç, bir nebinin öğretileri ekseni etrafında bir araya gelmiş toplulukları tanımladığını müşahede etmekteyiz. Günümüzde “Ümmet” denildiğinde herkesin aklına ilk gelen, dünyadaki Müslümanların birliğini, toplumsallığını tanımlayan bir kavram olarak kullanılıyor olmasıdır. Tabi bu kullanım sadece kişilerin kendi yaşadıkları çağa/ana özgü bir tanımlama da değildir. Hz. Muhammed’in risâlet ile görevlendirildiği andan, tüm çağların, tüm zamanların ve kıyamete kadar yaşanacak olacak tüm vakitlerin de tedavülünde var olacak bir kavramdır. Bir de bu anlamlara yakın bir anlam çağrıştırması yapan “Millet” kavramı vardır ki Kerim Kitabımızda adeta “Din” kavramının eş anlamlısı olarak kullanıldığını görürüz. Fakat millet kelimesinin çağımızda bu anlamından soyutlanarak ırk/etnisite/ kavim anlamlarında milliyetçi bir söyleme evrildiğini ve anlam dünyasından koparıldığını görmekteyiz. Bizim bir-iki önceki kuşağımızın dillerinden hiç düşürmediği bir terkip vardır ki ümmet/millet kavramlarının etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan kavramlar olduğunu çok güzel bir şekilde anlatmaktadırlar; “İbrahim Milletinden, Muhammed Ümmetindeyiz.” Ümmet sadece dini bir kavram olmayıp aynı zamanda İslam/iman eksenli sosyal bir aidiyeti ifade ederken, siyasi anlamda da toplumları yönete- cek, sevk ve idare edecek, iyiliği emredip kötülükten sakındırma noktasında caydırıcı bir güç olacak inanlar ordusunu tanımlamaktadır. İnsanlar yaratılışta tek bir ümmet idi. Allah, daha sonra insanları birbirleriyle tanışsın, kaynaşsın, bir ünsiyet geliştirsinler diye farklı dillerde, renklerde yaratmaya devam ederek, ortak payda olarak Kendi yasaları etrafında cem olmayı belirledi. Dönem dönem İblis’in kışkırtmaları, heva/heveslerin, nefislerin tuğyan edip azgınlaşarak müstekbirleşmesi, tağutlaşması neticesinde çizgiler/hudutlar aşıldığında elçileriyle müdahale ederek yeniden ortak payda etrafında toplanılması için çağrılar yapılmıştır. Elçilerin bir kısmı tüm uğraşılarına, çabalarına, gayretlerine karşın bir avuç insanın kendisine iman etmesini sağlamaktan öteye geçememiş ve adeta “tek başına bir ümmet” olmuşlardır. On dokuzuncu yüzyılda başlayan aydınlanma, rönesans/reform hareketleri beraberinde sanayileşmeyi tetiklemiş ve her anlamda kaynak tedariki açısından sömürgeci/kolonyalist mantalitenin doğuşunu hazırlamıştır. Dolayısıyla tüm dünyada zihinsel dönüşümlerle başlatılan süreç haritalarda ki değişimleri kaçınılmaz hale getirmiş, imparatorluklar yerini ulus devletlere terk etmiştir. Bu değişim ve dönüşümdeki en büyük tahrifat/yıkım “İslam ümmeti”ni oluşturan topraklarda gerçekleştirilmiştir. Düne kadar aynı Allah’a, aynı Kitaba, aynı Rasûl/ Nebiye iman eden, aynı kıbleye yönelen, aynı kaderde/kederde bir araya gelmiş ve aynı hedefe yürüyen adeta birbirlerinin “hısmı” kılınmış insanlar, bir anda parçalara bölünmüş, büyük oranda ulus/ırk/mezhep temelli devletlere büründürülerek birbirlerinin “hasmı” haline getirilmiştir. Ortak doğru, ortak dil, ortak düşünce, ortak eylem yerini herkesin kendi doğrularına bırakmış, beraberinde üretilen yepyeni duygu/düşünce, eylemleri

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.