بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 6 · Eylül 2024 · Makale · s. 6

“Şehit” ve “Şehitlik” Kelimeleri Her Tür İnanç İçin Kullanılabilir mi?

Vedat Önal — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Y eryüzünde geçmişten günümüze kadar yüzlerce, binlerce inanç, düşünce ve fikir hüküm sürdü. Tarih içinde kendilerine biçilen rollerini oynayıp gelip geçti. Tarih kitapları, yazılı ve sözlü çeşitli kaynaklar bunları anlatıyor. Bütün bu inanç, düşünce ve fikirl…
Y eryüzünde geçmişten günümüze kadar yüzlerce, binlerce inanç, düşünce ve fikir hüküm sürdü. Tarih içinde kendilerine biçilen rollerini oynayıp gelip geçti. Tarih kitapları, yazılı ve sözlü çeşitli kaynaklar bunları anlatıyor. Bütün bu inanç, düşünce ve fikirler bir şekilde bir esasa işaret ediyor. Bütün bunların varıp dayandığı nokta birtakım bağlılarının ortaya çıkmasıdır. Yani hangi batıl düşünce olursa olsun kendisine inanacak, bağlanacak bir grup mutlaka olagelmiştir. Nitekim bu hususa Kur’an-ı Kerim’de, Cenab-ı Hak’da işaret ediyor. Kafirun suresi olarak bildiğimiz, kafirlere hitap eden bu surede bütün bu batıl inançlara işaret ediliyor ve din olarak kabul ediliyor. Peygamber Efendimize müşriklerin büyük bir teklifle geldikleri bir sırada, yani sana istiyorsan iktidar, zenginlik, kadın veya daha başka ne istiyorsan verelim yeter ki bu davandan, tevhit davasından, Allah’tan başka ilah olmadığı şeklindeki inancından vazgeç diye geldiklerinde, Efendimizin cevabı gayet açık olmuştu. “Sağ elime güneşi, sol elime ayı da verseniz ben davamdan vazgeçmem” olmuştu. Aynı şekilde daha sonra inan Kafirun suresi de, müşriklerin bu teklifleri karşısında son noktayı koyuyor ve “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır” ifadeleri ile biten Kafirun suresi ile müşriklerle herhangi bir şekilde inanç konusunda uzlaşma imkanının söz konusu olmadığını vurgulayarak, kesin olarak böyle bir inanç ortaklığının olamayacağı ifade ediliyor. Müslümanların çok yakından bildiği İslam tarihinin bu en önemli olaylarından birisinde, İs- Efendimizin cevabı gayet açık olmuştu. “Sağ elime güneşi, sol elime ayı da verseniz ben davamdan vazgeçmem” olmuştu. lam alimlerinin üzerinde durduğu ortak nokta ise, müşriklerin batıl da olsa düşüncelerinin bir “din” olarak kabul edilmesi ve öyle görülmesiydi. Dolayısıyla müşrikler Peygamber Efendimizi yolundan döndürmek için kendi inandıkları, düşüncelerinden ve inançlarından da taviz verebileceklerinin işaretini veriyorlardı. Bu yazımızda vurgulamak istediğim konu, müşriklerin bu inanç zaafiyetleri veya inandıkları düşüncelerine bağlılıkta gösterdikleri acziyet değil. Bu da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husus elbette. Fakat bu yazıda üzerinde durmak istediğim husus; demek ki her inancın, her düşüncenin, her dinin bir kutsalı olduğu gerçeğidir. Bugün birçok beşeri ideolojinin olmazsa olmaz düşünceleri var. Materyalist dünyayı oluşturan birtakım düşünce sistemleri arasında yer alan, seküler, pozitivist, laik, ateist ve buna benzer düşünce akımlarının kendilerine göre asla dokundurmadıkları, tartışılmasına bile tahammül edemedikleri kutsalları bulunuyor. Bir seküler, pozitivist ve laik için dinin herhangi bir şeklinin toplumsal hayatta görünür olmasının tahammül edilir yanı yoktur. Din sadece vicdanlarda yaşanan ve asla kamusal alana çıkarılmaması gereken bir inançtır. Materyalist bu düşünce sahiplerine göre, toplumsal hayat sadece ve sadece bilimsel verilerle, sadece gözle görünen verilerle düzenlenir, kanunlar, kurallar buna göre belirlenir. Bu alanlara kesinlikle dini inançla ilgili bir tek hükmün veya yaşantının sokulması zinhar yasaktır. Dini terminolojiyi kullanırsak “zinhar haramdır”. Peki niçin bu tür düşüncelerin aslında hiç kabul etmediği “Zinhar haramdır” gibi dini bir terminolojiyi hatırlattım. Yazının başında da belirttiği gibi Kur’an-ı Kerim yani Yüce Allah bütün bu düşünce sistemlerini, fikir akımlarını, tıpkı bir zamanlar Mekke müşriklerinin ortaya koyduğu inançları gibi bir din olarak kabul ediyor. Yani kısaca dünya üzerinde “dinsiz” diyebileceğimiz hiç kimse bulunmuyor. Kendine göre de olsa bir yaşam felsefesi, bir düşüncesi varsa İslam bu tür tavırların dini bir yapı olduğunu fakat kendi dışında bir düşünce, kendi dışında bir inanç olarak kabul ediyor. Tıpkı Mekke müşriklerinin çeşitli kutsalları ve asla dokundurmadıkları ibadet şekilleri olduğu gibi, bahsettiğim özellikle 19. Yüzyıldaki “Aydınlanma Düşüncesi” olarak lanse edilen ve temelini materyalist ve biraz da paganist, putperest görüşlerin oluşturduğu batıdaki bütün bu seküler, laik, pozitivist düşünce sistemlerinin de bir inanç ve kutsalları vardır. Aydınlanma Felsefesi ile bağlantılı olarak ortaya çıkan Fransız İhtilali ise bir başka kutsal ortaya çıkardı. O da “ulus devlet” sistemi. Bir şekilde tarihle bağlantılı hale getirilerek özellikle 1. Dünya Savaşından sonra parlatılan ulus devlet

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.