Şüphesiz ki saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra, 26-27) “İki nimet vardır. İnsanların çoğu onları (değerlendirme) hususunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhari, Rikak,1) “Âdemoğlunun bir vadi dolusu…
Şüphesiz ki saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra, 26-27) “İki nimet vardır. İnsanların çoğu onları (değerlendirme) hususunda aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhari, Rikak,1) “Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, iki vadi olmasını ister! Onun ağzını ancak toprak doldurur.” (Buhârî, Rikak 10; Müslim, Zekât, 117) İnsana sunulan nimetlerin kullanımında üç kavramın zihinsel ve yaşamsal alanların şekillenmesinde temel unsurlar olarak ön plana çıktığını görmekteyiz: Rızık, israf ve tasarruf. Rızık; “ReZeKa” fiil kökünden türemiştir. Çoğulu “erzâk”tır. Mülk olsun olmasın kendisinden faydalanılan yenilen içilen veya başka şekillerde kullanılan, bağış, pay, hisse, nasip, haz, gıda, evlat, eş, ilim gibi unsurlar için kullanılan bir kavramdır. İsraf; Sözlükte “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen “SeReFe” kökünden türetilmiş olan bu kavram genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşru olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder. İsraf itikat/ inanç açısından tevhidi zedeleyen küfür, şirk, zulüm, haddi aşma, istikbâr olarak kullanıldığı gibi, amelde/ pratikte isyankarlığı tercih edip günahlara boğulması, dini hükümlere muhalefet etme ve kişinin kendisine verilen imkanları gereksiz yere harcaması gibi anlamlar için kullanıldığını görmekteyiz. Tasarruf; “SaReFe” fiil kökünden gelen tasarruf “harcama hak ve yetkisine sahip olma, malik olma, idare etme, işleme” gibi anlamlara gelen bir kavramdır. Neticede tasarruf sınırda kalmak, had bilmek, israf ise sınırı, haddi aşmaktır. Tasarruf hakkı teslim etmek, vasatı/adâleti sağlamak iken israf hakkı zayi etmek, zulmetmektir. Tüketim/tüketmek; çok anlamlı, paradoksal ve bir o kadar da dillere pelesenk olmuş yaygın reel ve mecazi anlamlarıyla günlük dilde sık kullanılan bir kavramdır. Tüketimin, çoğunlukla yaygın, meşhur ve cari olarak elle tutulan, gözle görülen maddi boyuttaki ürünleri bitirmek, tüketmek, harcamak, yok etmek olarak piyasada kullanıldığı görülmektedir. Zaman, ömür, sıhhat gibi mecaz ifade eden kullanımının ise daha çok farklı kelimelerle kullanıldığı gözlemlenebilmektedir. Tüketim, insanoğlunun varoluşunun ve varlığını sürdürebilmesinin vazgeçilmez bir unsurudur. Bunun niteliğini, niceliğini ve nasıllığını belirleyecek, sınırlarını, hudutlarını tayin edecek olan ise hiç şüphesiz ki sahip olduğu inancı veya kendisi üzerinde baskın olan ideolojidir. Her Müslüman, Allah’ın kendisine lütuf ve ikramda bulunduğu rızıklara bir emanet duygusuyla yaklaşır ve tamamını israf etmeksizin tasarruf duygusu içerisinde yerli yerinde ve zamanında kullanımını gerçekleştirir. İslam; insanın ilk yaratılışından kıyamete kadar hiç değişmeksizin var olan, Allah’ın kulları için seçip beğendiği ve vahyedip uyulmasını istediği nizamları olan yegane tek dindir. Dolayısıyla bu anlamda bütün müminler için öğretiler tüm çağlar için aynıdır ve değişmezdir. Değişenler sadece çağın ürettiği enstrüman ve materyallerdir. İnsanoğlunun tüketim denildiğinde ilk aklına ekonomik aktivitenin bir unsuru gelmektedir. Aslında tüketim, zihniyet olarak bireysel ve toplumsal yaşamın her anında ve alanında var olmakta ve kültürel ikliminde zeminini oluşturmaktadır. Zaman, mekan, meta, sağlık bu oluşan kültürel iklimle olumlu/olumsuz anlam kazanmakta ve buna göre de bir tüketim mantalitesi oluşmakta- dır. Modern öncesi geleneksel dönemlerde tüketim büyük oranda israf ve tasarruf kavramlarının nezaretinde bir seyir izlerken, modern dönemde üretimin artmasıyla birlikte baskın olan ideolojilerinde telkinleriyle farklı bir boyuta savrulmuş, hele hele post modern dönemde ise oluşmakta olan kültürel iklimi dizginlenemeyen arzu, istek ve kompleksler belirlemeye başlamıştır. Sunulanların ve ihtiyaçların sınırsızlığı üzerine bina edilmeye çalışılan bu felsefede her şey tüketmek için vardır. Sanayi devrimi öncesi geleneksel dönemde insanlar ihtiyaçlarını ürettikleri ile karşılıyor ve üretimde bu ihtiyaçları karşılayacak kadar gerçekleştiriliyordu. Dolayısıyla ihtiyaçta sınırlı, üretimde sınırlı, kanaat her şeyin en temel belirleyicisi idi. Sanayi devrimi -ki modern devrinde miladı kabul edilmekte- makinaların üretimde kullanılmasıyla ihtiyacında, üretimin de sınırsızlığı inancını tüm zihinlere empoze etmeye başlamış ve tükettikçe tükenen bir insan yaratmaya başlamıştır. 18. yüzyılda Britanya’da başlayan Sanayi devrimi, altın, demir, kömür gibi madenlerin enerji kaynağını ve hammaddeyi oluşturduğu, buhar ve su gücünün sanayide kullanılmaya başlandığı bir makineleşme çağıdır. Coğrafi keşifler -ki sömürgeciliğinde miladıdır- ile elde edilen zenginliklerin Avrupa’ya aktarılması, Rönesans ve reform hareketleriyle oluşturulan özgürlük ortamı, bilim ve teknolojideki gelişmeler, başta buharlı makineler olmak üzere yeni icatların/ buluşların üretimde kullanılmaya başlanması gibi unsurlar sanayi devrimini tetiklemiştir. Sanayi devrimi büyük fabrikaların kurulmasını, artan hammadde ihtiyacının sömürgecilik yoluyla karşılanmasını, tarıma dayalı ekonomilerin yerini sanayiye dayalı ekonomilere terk etmesini, üretimde makinelerin kullanılmaya başlanmasını, büyük sermaye gruplarının oluşmasını, yeni bir işçi sını-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.