بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 6 · Eylül 2024 · Makale · s. 19

Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz “Elest Bezmi”nde “Ben sizin

Mustafa Doğu — Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
“Elest Bezmi”nde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” sualine hep birlikte “bela-evet, Sen bizim Rabbimizsin” cevabıyla başlamıştır ilk şahitliğimiz. Aynı zamanda bu Fıtratın temizliğine, yaratılış ahsenimize ruhlar alemindeyken işlenen bir nakışın da ikrarıydı ad…
“Elest Bezmi”nde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” sualine hep birlikte “bela-evet, Sen bizim Rabbimizsin” cevabıyla başlamıştır ilk şahitliğimiz. Aynı zamanda bu Fıtratın temizliğine, yaratılış ahsenimize ruhlar alemindeyken işlenen bir nakışın da ikrarıydı adeta. Tüm İlahlık ve Rablık iddiasında bulunanların reddi ve bir/tek olan İlah ve Rabbin Allah olduğunun şehadeti ile başlayan dünyadaki hayat yolculuğu, O’nun belirlediği sınırlara uyup emirlerini en güzel şekilde yerine getirme ve nehiylerinden ateşten kaçar gibi uzak durarak sadece O’nun rızasına talip olmayla devam etmekte ve bu uğurda feda edilenlerle anlam kazanarak hitama ermektedir. Şehid bu uğurda canını en ufak bir tereddüt göstermeksizin feda eden ve buna da Allah’ı, meleklerini şahid kılan kimsedir. Şehid kanıyla tarihe silinmeyecek iz bırakan ve ardından gelenlere nur olup yol açan kimsedir. Şehid tarihin kalbi, beyni, hafızası, kısacası en büyük şahididir. Şehid geçmişi geleceğe bağlayan en güçlü, yıkılmaz bir köprüdür. Şehadet bir çağrıdır tüm nesiller ve çağlara. Bir olaya şahit olmak, bir yerde hazır bulunmak, huzurda bulunmak, tanıklık etmek, müşahede etmek gibi anlamlara gelen şehit için çoğunlukla; canını Allah yolunda feda eden kimsenin Allah’ın vadettiği cennet nimetlerine anında erişmesine ve bu yaşanılan güzel ana Allah ve melekler tarafından şahitlik edilmesinden dolayı, “yakini gören, tanıklık eden” anlamı verilmektedir. İnsan ve tüm canlılar için “ölüm” vazgeçilmez mutlak bir hakikattir. Yaşayan her canlı bir gün kendisi için takdir edilen süre O’nun belirlediği sınırlara uyup emirlerini en güzel şekilde yerine getirme ve nehiylerinden ateşten kaçar gibi uzak durarak sadece O’nun rızasına talip olmayla devam etmekte ve bu uğurda feda edilenlerle anlam kazanarak hitama ermektedir. dolduğunda bu hakikatten kaçamayacak ve bu vazifeyle görevlendirilmiş varlığa ruhunu teslim edecektir. İnsan nerede olursa olsun, isterse uzayın derinliklerinde, isterse en güçlü surlarla çevrilmiş ve muhafızlar ordusuyla donatılmış kaleler içerisinde, isterse tam teşekküllü hastane odasında, ya da tek başına Rabbi ile baş başa iken ölüm gelip kendisini bulacak ve o ruhu bedenden ayıracaktır. İster mümin ister deist ister ateist ister kafir ister münafık ister Budist ister demokrat ister modernist ister muhafazakar ister laik, her ne olursa olsun ölüm gelip onu bulacaktır. İster yatağında ister hastane odasında ister uçakta ister gemide ister savaş meydanında yine fark etmeyecek bu son akıbet için. Dolayısıyla yaratılmış her canlı için ebedilik yok, geçicilik vardır. İşte yaratılmışlar içerisin- de mükellef ve sorumlu kılınmış varlık olan insanda kendisi için tayin edilen süre dolduğunda bu hakikatle karşı karşıya gelmekten kaçamayacaktır. İnsan bu kaçınılmaz sondan kendini kurtarmak ve “ebedi” bir yaşam sürmek için her dem bir arayış içerisinde olmuştur. İblis, ilk insanlardan olan Âdem ve eşini bu tılsımla aldatmış ve onlar için Rableri tarafından yasaklanan ağacın meyvesinin aslında “ebedileşme”yi sağlayacak bir özelliğe sahip olduğunu ve yenildiğinde ölümsüzleşeceklerini “Allah” ile aldatarak onlara telkin etmiş ve bu meyveyi yedirerek ilk günahı işlemelerini başarmıştır. Ama günah işlendikten sonra işin aslının hiçte öyle olmadığı Âdem ve eşi tarafından acı bir şekilde anlaşılmış, çok büyük bir nedamet ve pişmanlık içerisinde olan bu iki mükellef ve sorumlu varlığa Allah rahmetinin bir tecellisi olarak kelimeler öğreterek tevbe etmelerini sağlamıştır. İşte Âdem’den sonra çağımıza, çağımızdan da kıyamete kadar bu ölümsüzlük arayışı Âdemoğullarının birçoğu tarafından hep arana gelmiş ve aranmaya da devam edilmektedir. İnsan için “iki dünya”lı bir yaşamın var olduğu da vazgeçilmez mutlak bir hakikattir. İşte bu iki dünyanın ne ile nasıl, nerede, ne şekilde yaşanılması gerekliliğinin de dizaynını belirleyen, sınırlarını çizen ve içeriğini oluşturan şüphesiz ki tüm bunların bir ve tek yaratıcısı olan Allahü Teâlâ’dır. Bunu bütün kalbiyle halisane bir şekilde tasdik etmiş ve tasdikin/ sözün gereği kulluğun en güzelini yerine getirmek için amellerin salihatına tutunmuş kullar ile tersi istikamette hareket etmeyi tercih

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.