zenginleşmesi ve statükoyu temsil eden Katolik kilisesinin sosyal, ekonomik ve siyasal hayattan uzaklaştırılıp kilise duvarları içine haps edilmesiyle sonuçlanan bir dizi faaliyetin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. “İleri “ve “Geri “buna bağlı olarak “İlericili…
zenginleşmesi ve statükoyu temsil eden Katolik kilisesinin sosyal, ekonomik ve siyasal hayattan uzaklaştırılıp kilise duvarları içine haps edilmesiyle sonuçlanan bir dizi faaliyetin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. “İleri “ve “Geri “buna bağlı olarak “İlericilik” ve “Gericilik” kavramları anlamları itibariyle; içeriği ve ne zaman, hangi amaçla kullandığına bağlı olarak değişen rölatif ve istismara son derece müsait kavramlardır. Sizin dün gericilik olarak adlandırdığınız bir duruş, bir tavır, bir düşünce ve yaşam biçimi belki de bu günün en ilerici duruş ve tavrı olabilir. Hatta yarın için de öyle olması mümkün olabilir. Ayrıca bu tür kavramları anlam ve içerikleri itibariyle tamamen çarpıtıp, içini boşaltıp kullananların aslına bakıldığında en gerici insanlar olması da mümkündür ki bu durum günümüzde böyle olmaktadır. Örneğin Türkiye’de ilericiliği sadece çıplaklığa, içki içmeye, laiklik ve Kemalizm’e indirgeyen zümrelerin aslında bilim teknik, teknoloji vs anlamında boş sözden ve polemikten başka bir şey üretmediklerine baktığınızda gerçek gericilerin kim oldukları daha iyi anlaşılacaktır. Dolayısıyla bu tür kavramları kullanırken anlamları mutlaklaştırılmamalı ve bir anlamda takılıp kalmamalıdır. Hâkezâ İlericilik ve gericilik kavramları aynı zamanda politik ve siyasi kavramlardır. Bir çok çevrede ilim ve teknoloji veya sanayi ve teknik kalkınma vs gibi anlamlarla sınırlı kullanılsa da eğitimden tutun da teknik, sağlık, ekonomi hatta din vs ye kadar bir çok alanı ilgilendirir. Bu kavramlar hangi anlamıyla kullanılırsa kullanılsın Müslüman Türk toplumunda kullanılış geçmişi de çok eskilere gitmez. Bu kavramlara bağlı ve bunlarla ilişkili olarak, “Aydın” ve “Yobaz”, “Çağdaş /Modern” ve “Çağdışı, vs gibi kavramlar da kullanılmaktadır. Kaba hatlarıyla; bu tür tartışmalar Batı toplumlarının Emperyal ve kolonyal faaliyetleri sonucu zenginleşmesi ve statükoyu temsil eden Katolik kilisesinin sosyal, ekonomik ve siyasal hayattan uzaklaştırılıp kilise duvarları içine haps edilmesiyle sonuçlanan bir dizi faaliyetin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür faaliyetler kısaca Reform, Rönesans ve Aydınlanma hareketleri olarak adlandırılmıştır. Özellikle Ortaçağ karanlığı olarak adlandırılıp ötekileştirilen batılı geçmiş, ilerlemeye engeldir ve ilerlemek isteyen batılı insan ayaklarından bu kilise prangalarını söküp atınca Protestanlık olarak da adlandırılan dönüşümü sağlamış, ardından birikmiş atıl durumdaki Katolik sermayeyi dolaşıma sokarak makine veya sanayi devrimi olarak bilinen atılımı gerçekleştirmiş ve diğer bir tabirle modernleşerek madden kalkınmış ve ilerlemiştir. Bir açıdan bakıldığında bu: aslında köhne batının deri ya da kabuk değiştirme sürecidir. Aslında her mevsim eskiyen kabuğunu bırakıp yeni kabuğuna bürünen yılan gibidir. Yani ne kadar kabuk değiştirirse değiştirsin özünde yine yılandır Batı, Buna bağlı olarak, Türk modernleşmesi de taklitçi ve öykünmeci bir modernleşmeden öteye gitmemiştir. Bu süreç te Tanzimat denilen ve İlk belirtilerini 1839 da Mustafa Reşit Paşa tarafında okunup duyurulan Tanzimat Fermanı diye denilen bir bildiriyle kendini açığa vurmuştur. Tanzimat Fermanı diye bilinen ferman, 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda halka duyurulan ve Osmanlı Devleti’nin modernleşme sürecinde dönüm noktası olan bir reform bildirisidir. Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi olarak anılan bu süreç, devletin hukuk, yönetim ve toplum hatta din düzenini Batı normlarına yaklaştırma çabasının ilk büyük adımıdır. Tanzimat Fermanı nedir? sorusuna verilecek en temel yanıt, onun batılı normlara uygun sosyal bir hukuk devleti inşasına yönelik kapsamlı bir ıslahat programı olduğudur. Ferman, padişahın mutlak yetkilerini sınırlandırarak halkın can, mal ve namus güvenliğini kağıt üzerinde güvence altına almış; vergide adalet, askerlikte düzen, yargıda eşitlik gibi ilkeleri ortaya koymuştur. Bu yönüyle Tanzimat Fermanı maddeleri, hem bireysel hakları hem de devletin sorumluluklarını tanımlayan çağdaş ilkeler taşımak iddiasındadır. Türkiye’nin Tanzimat’la başlayan ve özellikle son iki yüz yıla yakın bir süre önce içerisine atıldığı süreç ise; modernleşme ve batılılaşma adı altında içerisine dâhil edilmeye çalışıldığı sonu gelmez maceranın son aşamasıdır. Bu macera kimi zamanlar asrileşme olarak, kimi zaman da batılılaşma ve modernleşme macerası olarak adlandırılmıştır. Kendisini bu maceranın dışında tutmaya özen gösteren kimseler de kim olduğu aslında belli mihraklar tarafından çağdışı, gerici, yobaz, dinci vs. gibi sözde aşağılayıcı yaftalarla yaftalanıp, küçük düşürülüp, dışlanmaya ve sindirilmeye çalışılmıştır. Şimdilerde ise görünüşte sessiz kalmayı ama sinsi faaliyetlerini perde arkasından ve maşa aparatlarla yürütmeyi tercih eden bu mihrakların mevcudiyeti ehl-i insaf insanlar tarafından bilinmektedir. Bu kitleler Türkiye’nin batılı normlarla modernleşmesi ve dini hassasiyetlerinin azaltılması; sonunda da tamamen yok edilmesi düşüncesi hala bilinçaltlarında saklı durmakla beraber fırsatını buldukları ilk anda açığa vuracaklarında hiç şüphe yoktur. İster batılılaşma, ister modernleşme ve çağdaşlık diye adlandırılsın; bizce bu macera gerçekte bir “din değiştirme” başka bir tabirle bir anlamda “Protestanlaştırma” macerasıdır. Çünkü modernleşme ve batılılaşma adı altında yapılmaya çalışılan şey tamamen yaşam biçimini değişiminden ibarettir ve bununla ulaşılmaya çalışılan sonuç da bu toprakların insanını kendi köklerinden, geleneğinden, dininden koparıp Hristiyan batıya eklemlemek onun bir parçası haline getirmektir. Türkiye’de geri kalmışlığın tarihini yazan batıcı/Laik yazarlar özellikle ekonomik ve iktisadi alanda geri kalmışlığımızın ve kalkınamayışımızın sebebini İslam’a fatura etmeyi marifet zannedip “geri kalmışlığımızın nedeni Müslüman olmamızdır, modern batı kalkınmışlığını Protestanlığa borçludur. Biz de İslam’dan vazgeçer ve batılılaşırsak geri kalkınmışlıktan kurtulur ve kalkınırız.” görüşünü savunmaktadırlar. Bu kesimin, batının maddi kalkınmasının nedenini Protestanlıkta görmelerinin elbette haklı gerekçeleri olabilir. Fakat İslam’ın geri kalmışlığın nedeni olarak gösterilmesinin hiçbir haklı ve tutarlı gerekçesi yoktur. TÜRKİYE’NİN MODERNLEŞME ÇABALARI Hatırlanacağı üzere “Birinci Dünya Savaşı’ndan müttefikleriyle birlikte yenik çıkan Türkiye, çok kötü şartlarda Mondros Mütarekesini imzalamış, devletin düzenli ordusu dağıtılmış, ülkenin değişik bölgeleri savaş galibi devletler tarafından
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.