بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 20 · Kasım 2025 · Mektup · s. 5

YAREN MEKTUPLARI Ölümden Öteye Yolculuk

İbrahim Şahin — İmtiyaz Sahibi

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Selamların en güzeli ile sevgili yârenim; Bizleri birbirimize iyiliklere yönlendiren ve kötülüklerden sakındıran hayırhah dost, veli ve kardeşler kılarak böyle kalmamızı da özellikle öğütleyen(Bak.Âl-i İmran:102-104) dostluğuyla izzet bulunarak (Bak. Nisa:139)…
Selamların en güzeli ile sevgili yârenim; Bizleri birbirimize iyiliklere yönlendiren ve kötülüklerden sakındıran hayırhah dost, veli ve kardeşler kılarak böyle kalmamızı da özellikle öğütleyen(Bak.Âl-i İmran:102-104) dostluğuyla izzet bulunarak (Bak. Nisa:139) onurlanılan “Er Refik-ül Âlâ”nın; Gerçek dostun selamıyla, sıcak, sımsıcak duygularımla selamlıyorum seni. Biliyor musun dostum; İyi ki kalem ile yazmayı öğretmiş, iyi ki yazılanları okuyabilmeyi anlayabilmeyi öğretmiş insana Kerem sahibi Rabbimiz(Bak. Alak:1-5) Bundandır ki yazarak aktarabiliyor ve okuyabiliyoruz duygu ve düşüncelerimizi birbirimize. Şiirleri, öyküleri, makaleleri ve mektupları vesile kılabiliyoruz bunun için. Öyle inanıyorum ki mektupların yeri daha özeldir bu paylaşımlar içerisinde çünkü muhatabımıza özel olarak hitap ederiz. Mektuplar kimi zaman dert ortağıdır dertli yüreğimizin. Kimi zaman birer muştudur huzur ve mutluluk ufkuna dikilmiş gözlerimizin hasretle gözlediği. Kimi zaman da birer penceredir duygu ve düşüncelerimize, hayallerimize açılan ve mektuplar birer kutlu eldir, elçidir dostluk ve dayanışmaya uzanan ve ben sevgili dostum tüm bu duygu, düşünceler atmosferinde hissediyorum bu dostnâmemi/mektubumu sana yazarken. Düşünüyorum da dostum, mektup yazmak dünyanın en zor ve sancılı işlerinden biri olsa gerek; Hem yüreğine hitabedebilecek sıcak, sımsıcak duygularla çalmalıyız kapısını muhatabımızın, hem de doğru ifade edebilmeliyiz bu duyguları muhatabımız olan cana, tabi ki onu kırmadan, yormadan, rencide etmeden hikmetle yapabilmeliyiz bunu. Hem sevgimizi izhar etmeliyiz, hem de kelimelerden oluşan elçilerimizi yanlış anlaşılmaya müsait olmayan, haddini aşmayanlardan seçmeliyiz. Hem dostluğumuzu beyan etmeliyiz, hem de bunu yaparken samimiyet çeşmesinden sulayarak sözlerimizi, doğal, sıcak, huzur râyihâları sunan tatlı bir meltem estirmeliyiz gönül ikliminde. İşte sevgili yârenim şu an beynim ve yüreğim tüm bu sancıların kollarında kıvranarak hayat bulmaya çalışıyor seninle söyleşebilmek için. Sevgili dostum! Seni önemsiyorum biliyor musun? Birçok nadide değerin olduğu gibi dostluk kavramının da kimi süfli çıkarlara âlet ve çeşni olarak kullanıldığı, örselendiği, kirletildiği böylesi bir zamanda su gibi, hava gibi, damarda kan, hücrede can gibi ihtiyaç var gerçek dostlara, işte tam bu anlamda ihtiyacım var dostluğuna. İki satır mektubun, birkaç cümleden oluşan muhabbet tınılarıyla tezyin edilmiş sesin de olsa inan Âb-ı Hayat gibi geliyor bana… Sevgili yârenim, şu an müstesnâ bir iklimden; Kâinatın yeniden nefes almaya başladığı bir zamandan sesleniyorum sana. Öyle bir an ki: Ruhların gecenin kasvetli kollarından kurtulmaya yüz tuttuğu, kimi ruhların bir güzel doğuma, yeniden vâr oluşa bütün hücreleriyle şâhit olduğu, kâinatın muhteşem bir doğum sancısıyla kıvranarak yeniden hayat bulduğu bir an. Gece son nefeslerini verirken; karanlığın aydınlığa mağlup olduğu zamanın yani kimi insanların uykunun kollarından sıyrılarak tefekkür, taakkül ve tezekkür sofralarına merzuk kılındığı, kâinattaki tüm varlıkların kendi lisân-ı halleriyle şükran sunularına, duâya durduğu, yüce yaratıcıyı zikrettiği(Bak. İsra:44) bir zaman dilimindeyim şu an. Bir tefekkür, taakkul ve tezekkür vaktinde daha kâinatı, öz nefsimden başlayarak insanı ve insanlığı temâşâ ediyorum (Bak. Âl-i İmran:191)sevgili yarenim. İnsanın ezeli ve kadim düşmanı iblis(Bak. Kehf:50) ile el ele vererek kendi özüne ve cinsine karşı girişmiş olduğu amansız yağma ve tahribat girişimlerini izliyorum hayretler ve teessür içerisinde. Bu insanlık dışı durumun yegâne ve yüce yaratıcının insan soyunun dünya serüveni için hayat ilkeleri bağlamında koymuş olduğu nizam ve hudutlardan (Bak. Nisa:13)uzaklaşmak ve hatta kaçmak sonucu meydana geldiğini fark ediyorum. Ve gayri ihtiyari “Kâinatta her bir şey O’na muhtaç dururken/ Rahman cümle mahlûkun ihtiyacın verirken/ Mükevvenat durmadan O’na doğru yürürken/ ey eşref-i Mahlûkat, durun, bir lahza durun/ ve sorun kendinize Fe eyne tezhebûn? Dizeleri dökülüveriyor dudaklarımdan. Ve daha niceleri birbiri ardı sıra. Tefekkür penceresinden baktığım şu an da dünya sihirli bir ayna gibi açılıveriyor gözlerimin önüne sevgili yârenim; insan maskesi takınmış envâi çeşit sırtlanların, çakalların el ele verip zafer çığlıkları içerisinde sürek avına çıktığı bir dünya ve can çekişen insanlık tabloları yansıyor bu aynadan tüm sırlarını parçalarcasına! Sanki görünmez bir el resmediyor sınırsız bir tuvale tüm olup bitenleri ibret gözüyle bakalım diye sevgili yârenim; Bu tuvalde parçalanmış çocuk cesetleri savruluyor ve inanır mısın dostum, çığlıkları ulaşıyor kulaklarıma! Annelerin feryatları ve iniltileri geliyor derinden derine ve parçaladıkları insanlığın vampirce bir iştahla kanlarını yudumlayan yaratıklar uhdûd ashabının dramatik öyküsündeki şenaati kıskandıracak nâralar atarak(Bak.Büruc:4-8) sırıtıyorlar karşımda umarsızca! “Her taraf bir kan gölü Müslüman katledilirken/İlâhi nizam için mücadele verirken/ Sen burada huzuru, konforu düşünürken/Nasıl cennet umarsın, yok mu Allah’tan korkun?/ İyi düşün Müslüman; Fe eyne tezhebûn?” Öyle bir tuval ki sevgili dostum; Gazze, Suriye, Çin, Hindistan ve daha bilmem nerelerinde dünyanın Harem-i namuslarına zorbaca tecavüz edilerek kirletilen anaların, bacıların hicran yüklü yürekleri ile yok olup gitmek isteyişlerindeki utanç gibi çaresizlik içerisinde yok olup gitmek istiyor insan bir yandan! Diğer yandan iffetleri kirlenmesin diye cephelerde can veren ecdâdın ana ve bacılarının günümüzdeki torunları vücutlarını arsızca teşhir ederek iffet fukarası mahlûklar olarak dolaşıyorlar ülkemin caddelerinde sokaklarında! Sükût edip geçsen zillet, uyarmayı denesen tacizciye çıkıyorlar adını; Arsız hırsızların ev sahibini bastırmaya kalkıştığı bir pişkinlik ile. “Dinmiyor hayatlarda arzunun kasırgası/Kaptırılmış nefise insanlığın yakası/ey insanlar bilin ki yok bu işin şakası/ Bu şuursuz gidişten ne olur uzak durun/ ve sorun kendinize Fe eyne Tezhebûn? Sonra evlere; Birer saadet yuvası ve “Dâr-ül Erkam” olmasını düşleyerek kurduğumuz yuvalarımıza kayıyor gözlerim gayri ihtiyari. İçinde yaşayanlar anne, baba, evlat, kardeş ve benzeri sıfatlar ile anılsalar da birbirine ya-

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.