Adalet ve liyakat duygusunun kıyıda, köşe de boynu bükük, zayıfın mazlum ve çaresiz, güçlünün hırçın ve mütecaviz, istisna güzel insanları tenzihen varlıklıların bencil ve duyarsız olduğu bir hengâmede bocalamadan edemiyor insan. Üşüyorum sevgili yârenim! Yüre…
Adalet ve liyakat duygusunun kıyıda, köşe de boynu bükük, zayıfın mazlum ve çaresiz, güçlünün hırçın ve mütecaviz, istisna güzel insanları tenzihen varlıklıların bencil ve duyarsız olduğu bir hengâmede bocalamadan edemiyor insan. Üşüyorum sevgili yârenim! Yüreğimi ısıtan kutlu bir Ramazan ikliminin manevi sıcaklığına rağmen üşüyorum! Lapa lapa yağan karla kapıdan baktıran Mart’ın soğuk yüzünden değil üşümem yanlış anlama lütfen; İçinden bir türlü çıkamadığım girift sancıların ateşe verdiği başım ellerimin arasında alev alev yanarken tüm hücrelerimi titretmekte olan bir garip üşümedir hissettiğim. “Soframızda iftar edecek bir şey kalmadı hocam!” diye arayanlar mı dersin, “Bizimki yine zıvanadan çıktı hocam, tekme tokat girdi, hepimize!” diye feryâd eden mi dersin! Kan ağlayan İslam diyarlarından ayyuka çıkan çığlıklara rağmen kimimiz duyarsız, kimimiz eli kolu bağlı, çaresiz ümmetin içler acısı hali mi dersin? Hepsi üstüne üstüne geliyor insanın inan sevgili yârenim. Şu mübarek Ramazan günü bile aç yatan komşular söz konusu. Zulmün ayyuka çıktığı yuvalar var hâlen ve emperyalist kâfirlerin sırtlan tabiatlı uşakları vasıtasıyla dur durak bilmeyen zulmün kol gezdiği bir dünya! Zihnimde “Beni yaz, beni yaz” dercesine kıvranan dizelerin biteviye fısıldadığı tablo tasvirleri üşütüyor ruhumu sevgili dostum. Kayda değer bir şeyler yapamayıp, bir marifetmiş gibi şiire tutunarak tatmin olmak üşütüyor yüreğimi. Ye, iç, semir, keyf et, israf ile saç!/ Muhtacın yanında durma uzak kaç!/ Yanında komşusu yatıyorken aç / İl- gisiz gözlerle bakana yazık! / Kalmaz itibarı ilmin, âlimin / Hak güçlünün olur, yetki zalimin / Kıymeti ayağa düşer bilimin / Nesil fidanını sökene yazık! Adalet bir yerden eder ise göç / Nefisler vicdandan alır imiş öç / Düşerken çamura hukuk denen taç / Zulmüm lağımına akana yazık! Kanatlarından yakalayabildiklerimden bazıları bunlar… Eyvallah sevgili yârenim, haklısın valla, ne diyebilirim ki; Yine doludizgin daldım nâmenin satırları arasına, yine çat kapı, selamsız sabahsız başladım kelam etmeye değil mi? Bağışla lütfen, akıl kalmıyor ki başta! Adalet ve liyakat duygusunun kıyıda, köşe de boynu bükük, zayıfın mazlum ve çaresiz, güçlünün hırçın ve mütecaviz, istisna güzel insanları tenzihen varlıklıların bencil ve duyarsız olduğu bir hengâmede bocalamadan edemiyor insan. Nasılsın görüşemeyeli diyeceğim ama tanıyabildiğim kadarıyla duyarlı duruşun ve hassas yüreğinden dolayı inanıyorum ki senin halin benden de beter ve beni en iyi sen anlar, bakmazsın kusuruma değil mi? Sana bir sır vereyim mi sevgili yarenim? Bazen çaresizlikler içerisinde öyle bunalıyorum ki; “Keşke kozmopolit bir yaşantım olsaydı, bencil bir hayat yaşasaydım, umursamasaydım zulüm varmış, ölüm varmış, yokluk ve açlık varmış, keyfimce bir hayat sürseydim.” diyesim geliyor ve bir anda tüm hücrelerimin isyan ettiğini hissediyorum bu düşünceye. Düşüncesine bile tahammül edemiyorlar böyle pespaye bir yaşayışın elhamdülillah. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Seyfi Baba” şiirinde tablolaştırdığı; İçine düşmüş olduğu çaresizlik karşısında “Ya hamiyetsiz olsaydım, ya param ola idi” dediği gibi “Ya bütün bunlara şahit olmasaydım ya da her birine ayrı ayrı çözüm üretebileceğim imkânın olsaydı” diye hayıflanarak kendimi avutmakta buluyorum çareyi işte. Bazı şeyler vardır sevgili yarenim mayalanması gerekir verimli ve faydalı olabilmesi için. Bu nesnelerin mayalanmadığı takdirde düzen tutmadığı gibi hayatın mayası da sanki adaletmiş gibi geliyor bana. Adalet duygusunun tarafgirlikten uzak, hakkaniyetli ve mutedil bir anlayış içerisinde hayat ile mayalanmadığı yerde ne inancın, ne sevginin, ne emeğin, ne de diğer ilişkilerin ahengi kalmıyor, toplumun çivisi çıkıyor sanki sevgili yarenim. Tabi ki Adalet de öyle kendi kendine işlemiyor; Onu hayata geçirecek merhametli, liyakatli bir irade ve güç gerek. Çünkü adalet gibi bir değer bile ehil olmayanların elinde bir zulüm ve haksızlık aracına dönüşebiliyor maalesef. Yani adalet denilince ilk olarak bir güç; Hükmetme, emretme, yönetme yetkisi ve iradesine ihtiyacın olduğu kesin. Bu bağlamda ilk etapta hâkiminden devlet başkanına kadar uzanan bir yelpazede birçok kişi ve kurum geliyor olsa gerek insanın aklına sevgili dostum. Senin de ilk olarak böyle bir düşünce uyanıyor değil mi? Ama aslında her şey tek kişiden/ bireyden başlayarak en üst düzey yöneticiye kadar uzanan bir yelpazede bütün
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.