بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 9 · Aralık 2024 · Mektup · s. 16

YAREN MEKTUPLARI Aklın Aklı Ermez Oldu Selamların en güzeliyle selam

İbrahim Şahin — İmtiyaz Sahibi

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Selamların en güzeliyle selam olsun sana sevgili yarenim; Es-Selam(Haşr:23)olan, esenlik veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren, gözetip koruyan ve daha nice ihsan ve ikramlarıyla kullarını merzuk kılan Rabbimizin selamıyla selam olsun nadide yüreğine…
Selamların en güzeliyle selam olsun sana sevgili yarenim; Es-Selam(Haşr:23)olan, esenlik veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren, gözetip koruyan ve daha nice ihsan ve ikramlarıyla kullarını merzuk kılan Rabbimizin selamıyla selam olsun nadide yüreğine. Yine bir el dürtüverdi sanki ve bölüverdi anaforlar içinde çalkalanan uykumu tam orta yerinden. Gözlerimi açtığımda gecenin kara gözleriydi gözlerime değen. O gözlerin bana hissettirdiği yüreğime çok ağır gelmişti ve paylaşmak istedim bir can ile. Sağ yanımda nefes alan can uyku salıncağındaydı ve çok huzurlu görünüyordu, kıyamadım onu oradan indirmeye. Sonra sen geldin aklıma; Her kapısını çaldığımda gece, gündüz demeden nezaketle buyur eden, zaman zaman malumun ilanı da olsa söylediklerim bir an bile dinlemekten bıkıp usanmayan sen ve işte kapındayım yine. Biliyor musun sevgili yârenim; Gece rikkatli parmaklarıyla dokunarak yüreğime, adeta koşturdu bir düşünce ikliminde ve insanı, insanın insanlıkla kavgasını fısıldadı lisan-ı haliyle. Bundan dolayıdır ki bu dost namemi, gecenin kara gözlerine baktığım an uyanan tefekkür ve idrakimin sesi olarak kabul et olur mu? Onunla birlikte iç ve dış dünyama doğru çıktığım gece yolculuğumun bergüzarı say. Hayatımın tüm zamanlarında merak, duyarlılık, düşünce, acı ve sevinçlerle harmanlanmış idrak yönelişlerimin mutluluk ve sancılarını toplayıp biriktirdiğim iç odalarımın kapılarını sana aralıyorum say. Kara gözlü gece apaydınlık bakışlarıyla dedi ki bana; “Biliyor musun dostum; Bir zamanlar da yine insan vardı, hayatın merkezindeydi yine bu gün olduğu gibi. Her zamanın kendi şartları, imkânları kazanım ve birikimleri birbirinden Avuçta kor ateşi tutmak kadar zor değildi sanki inanan insan olmak o zamanlarda. Sonra gittikçe çoğaldı sayıları, imkânları gelişti, refahları arttı ve insanlık daha fazla bilgi ve imkâna erişerek ve bunu da yalnızca kendi marifetleri sayarak müstağnileşmeye başladı. farklı olsa da, onlar da kendi hal ve şartları ölçüsünde hayat denen sınavın tam ortasındaydılar. Ama sevgili dostum sanki aklı daha az karışıktı insanın o zamanlar, daha az idi ayartıcı unsurlar ve daha az gibiydi saf ve fıtri insanlığı iğfal edecek vesvese kanalları. İnsan sanki bu kadar içten ve efsunlanmışçasına takip etmiyordu önünde açılan her adımı o zamanlar; Evinde, odasında, sofrasında, çarşıda, pazarda tenhalarda ve sosyal ortamlarda daha ilkeli, inançlı ve istikrarlı bir yaşam sürdürüyordu ve daha mutlu, vicdanlı, paylaşımcı, adaletli ve kanaatkârdılar sanki. Avuçta kor ateşi tutmak kadar zor değildi sanki inanan insan olmak o zamanlarda. Sonra gittikçe çoğaldı sayıları, imkânları gelişti, refahları arttı ve insanlık daha fazla bilgi ve imkâna erişerek ve bunu da yalnızca kendi marifetleri sayarak müstağnileşmeye başladı. Aynı oranda hırsları, arzuları, ihtirasları, şehvetleri de kabına sığmaz oldu ve birbirinin kurdu olup çıktılar, böylece dünya, içine girenin çıkamadığı bir cinnet labirentine dönüştü maalesef. Nasıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor zaman değil mi sevgili dostum? Nasıl da değişiveriyor dengeler yine insanın eli, iradesi ve marifetiyle? Nasıl da menfaatine, iyiliğine yapıyormuş gibi (İsra:11) kendi kuyusunu kazıyor, kendi boğazını sıkıyor insan kendi elleriyle? Nasıl da vaz geçiyor bir zamanlar olmazsa olmazları olan ve uğrunda can vermek şeref kabul edilen inanç, ahlak, namus vs. gibi hayata anlam, değer ve huzur katan kabullerden? Kapılarak sınırsız arzulara nasıl da umarsızca unutuluyor hayatın bir nefese bağlı oluşu? Nasıl da yok sayılıyor, inkâr ediliyor farkındalıklı ya da bilinçsiz bir şekilde o nefesi lütfeden yüce kudretin an be an yaratıp, donatarak lütfettiği daha nice hayat iksiri ihsanlar! (Nahl:83) Her aynaya baktığında hayranlıkla seyrederken yüzünü ve vücudunu, tüm benliğini tasvir ederek yaratan (Araf:11) rabbini unutarak nasıl da gururlanıyor insan kendi yaratmışçasına? Ama bir unutmayanın; (Meryem:64) İnsanın her halinden, yaşadıklarından ve yaşayacaklarından haberdar olan, (Lokman:34) fıtratına nakşedilmiş iman, ihsan, merhamet, adalet, hakkaniyet, hikmet ve daha nice güzel duyguların ayakta durması için de imkânları bir “ol” emriyle ibda ve inşa eden(Bakara:117) bunun için yollarını açan, kolaylaştıran(Talak:2) bir kudretin var olduğunu nasıl da unutturuyor habis ve sinsi bir fısıltı (Taha:120) ona?! İnsanı çılgın ateşe çağıran bu fısıltının sahibinin ezeli ve ebedi düşman olan iblis(Fatır:6) olduğu biliniyor olsa bile, nasıl da göz ardı edebiliyor onun kötülüğü emredici nefsi ile (Yusuf:53) iş birliği yaptığı. Kadim bir kötülük odağı olan

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.