göstermesi, bölünüp, parçalandıklarında veya dağıldıklarında toplanması gibi bir çok sebeple onlar için hidayet rehberleri olan peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bismillah Mevcudat / Varlıklar genellikle dört varlık alanında mevcut / var olurlar. 1-Dış dü…
göstermesi, bölünüp, parçalandıklarında veya dağıldıklarında toplanması gibi bir çok sebeple onlar için hidayet rehberleri olan peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bismillah Mevcudat / Varlıklar genellikle dört varlık alanında mevcut / var olurlar. 1-Dış dünyada var olurlar; Çevremizde gördüğümüz her madde/ cisim gibi. Bu varlıkları beş dış duyu ile algılar, idrak ederiz. 2-Zihinde var olurlar; Dış dünyadaki bu varlıkların zihinde(akıl ve hayalde) ki tasavvurları/suretleri gibi. 3- Seste var olurlar: Konuşur veya şarkı söylerken, ses çıkarırken ki varlığı gibi.(örn: müzikteki notalar sesin varlığının sembolleridir), bunu da işitme duyumuz sayesinde bilir ve anlarız. 4- Yazıdaki Varlığı: Şu anda ben bunu kullanarak okuyucuyla iletişim kuruyorum. Bunu görme duyumuz sayesinde algılarız. Yazıdaki varlık, yazılır veya okunurken muhatabın zihninde bir çeşit karşılık bulur, işte bu, anlam /mana veya tasavvur dur. Kabaca her sözün veya söz grubunun yazı ve sembollerden oluşan bir sözcük/terim manası vardır, bir de bu manadan daha geniş anlam içeriği olan diğer manaları vardır. Sözcük manası genellikle basit, günlük ihtiyaçların giderilmesi için kullandığımız ve dilin en sıradan ve en alt düzey kullanım biçimlerini ifade eder. Sözün ve söz gruplarının bir de bilimsel literatürde kullanılan ve özel anlamlar yüklenmiş formları vardır ki bunlara da kavramsal anlam denir. Örneğin; ‘Ateş’ sözcüğü günlük kullanımda ayrı tıpta, fizikte, kimyada, askerlikte farklı kavramsal çerçevede kullanılır. Sözcüklerin veya sözcük öbeklerinin daha çok atasözü veya deyimlerde vücut bulan anlamlarına da mecâzi anlam diyoruz. Mecaz genellikle duygu ve düşüncelerin sözcüklerle ifadesinde zorlandığımız zamanlar sığındığımız ikinci bir yoldur ve edebi sanatlardan biridir. Son olarak bir de çağrışımsal an- lamı vardır ki daha çok muhatap olan bireyin zihinsel yapısı, düşünme biçimleri, psikolojik durumu, yaşam tecrübeleri ile alakalı durumları ifade eder. Örneğin, ‘Yetim’ Sözcüğü Terim ve kavram olarak herkeste aşağı yukarı aynı karşılığı bulurken; bir yetime neleri(hangi acı ve yoksunlukları) çağrıştırdığını ancak kendisi bilir ve hisseder. Bu hisler/duygular tamamen bireysel duygusal tecrübelerdir. Çoğunlukla başkalarına anlatılamaz ve aktarılamazlar. Tüm bu anlam türleri kök anlamdan ayrı veya bağımsız olamaz ve o kök anlamın etrafında dönüp dolaşır. Her sözcük anlam yükü itibarıyla farklı değerdedir. Sözün değerini, söyleyenin kim olduğu, söyleyişteki niyet ve şekil, sözün söylendiği zaman ve mekân tayin eder. Tüm bunlar doğru seçilmiş, en doğru zaman ve mekân tayin edilmiş ve belirlenmişse söz etkili olur. Değilse aynı sözcükler seçilmiş te olsa kötü ve olumsuz sonuç doğurur. Örneğin “Din güzel ahlaktır” sözünü Haz. Muhammed (a.s) söylediği için Hadis ve dolayısıyla değerli olur. O değil de ilk defa ben söylemiş olsaydım bu kadar değerli olmaz ve kimse dikkate almazdı. Şimdi yukarıda yazdığımız ilkeleri “Ümmet” kelimesine uygulayarak ilerlemeye çalışalım. Ümmet kelimesi kök olarak Arapça asıllı bir kelimedir. E- M-M kökünden türeyen kelimenin El-Ümm/ Anne ,Ümmi ve İmam kelimeleriyle de etimolojik bağı yani bir anlamda akrabalık bağı da vardır. “Ümmet” kelimesi Arapça sözlüklerde öncelik sırasıyla; niyet etmek, bir şeyi hedeflemek, toplumun önünde olmak, bir şeyi sevk ve idare etmek ve anne olmak, daha sonra da bu kelimeye, asıl, kaynak, cemaat, din, boy, zaman ve yönelmek gibi anlamlar da verilmiştir. “Ümmet” kelimesiyle aynı kökten türeyen “ümm” kelimesi; asıl, kök, kaynak, anne, anlamlarına gelmekte- dir. Bir şeyin var olmasına, düzenlenip tertip edilmesine, terbiye edilmesine, kısacası herhangi bir nesnenin aslını oluşturan her şeye “ümm” denilmiştir. Nitekim ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’in eşi Hz Havva annemize, insanlığın ilk yaratılışına ve çoğalmasına sebep olduğu için, “insanlığın annesi” denmesi de bundandır. Ümmet kelimesi dini bir terim/ kavram olarak kullanıldığında ise “topluluk, millet, halk, cemaat, kendilerine peygamber gönderilen toplumlar, bir peygambere inanıp onun etrafında toplanan insanlar, kendisinde iyi insan, önder olarak kabul edilip kendisine uyulan rehber, âlim, din, geniş yol, tüm canlı türler ve cinsleri, gibi anlamlara gelmektedir. En yaygın ve kabul görmüş anlamda bu anlamıdır. Dini metinlerde ‘”Hz Muhammed Ümmeti” ibaresinde “Hz Muhammed’e peygamber olarak inanan, onun yolundan gidip sevenleri kastedilir. Kelime Kur’an_ Kerimde yaklaşık altmış beş yerde geçmekte ve neredeyse tamamında “topluluk” anlamını da içermektedir. Birkaç ayet örnek verelim; “İnsanlar, başlangıçta aynı dine inanan tek bir ümmetti. Sonra kimi iman kimi inkâr ederek anlaşmazlığa düştüler de Allah onlara, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hakem olması için o peygamberlere dinî gerçekleri içeren kitaplar indirdi. Ancak Ehl-i kitap, kendilerine apaçık gerçekler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden o gerçek hakkında anlaşmazlığa düştüler. Sonra Allah, kendi iradesiyle, onların anlaşmazlığa düştükleri konuda, iman edenlere doğru yolu gösterdi. Allah, dilediği kimseyi dosdoğru yola eriştirir.” Bakara Suresi/ 213. Ayet “Yerde yürüyen bütün canlılar ve iki kanadıyla havada uçan bütün kuşlar, sizin gibi sosyal nizama tâbi birer topluluktur (ümmet). Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.