Müslüman’ın görevi; ‘ bilimin kural tanımazlığı’ ile öznel bilginin değerden ayrılmasını bertaraf edecek yöntemler üzerine düşünmektir. Bu yöntemlerin, özelde müslümanların genelde ise bütün insanlığın hizmetine sunulması zorunludur. Z ulmün had safhada olduğu…
Müslüman’ın görevi; ‘ bilimin kural tanımazlığı’ ile öznel bilginin değerden ayrılmasını bertaraf edecek yöntemler üzerine düşünmektir. Bu yöntemlerin, özelde müslümanların genelde ise bütün insanlığın hizmetine sunulması zorunludur. Z ulmün had safhada olduğu, değerlerin çiğnendiği, bilimin ahlaktan soyutlandığı, insanın özgürlük adına yaratıcısından bağımsızlaştırıldığı, boşalan tanrı makamına insanın konulmasıyla, her şey insan için ve insana göre (hümanist) bir anlayışıyla hayatın, değerlerin ve hakikatin yeniden tanımlandığı bu seküler (kutsalsız) dünya, teknolojik imkanların ayartıcılığıyla bütün insanlık için tek kurtuluş yolu olarak sunulmaktadır. Kuşkusuz insanlık tarihi zulümlerle doludur ama günümüzdeki zulmün en temel vasfı sistematik halde sunulmasıdır (Kapitalizm). Bu sistematik zulüm insanı şerefli yerinden ederek değersizleştirmektedir. Oysa, İslam’ın gelişinin ana gayesi eşref-i mahluk olan insanı alçalmaktan kurtarmak ve hak ettiği şerefi yeniden iade etmektir. Mademki, Son Peygamber’in ümmetiyiz, o halde bu problemleri çözme sorumluluğu ve yetkinliği de son vahyin ( Kuranı Kerim) rehberliğinde bu ümmete aittir. Bir Müslüman (dinini oyun ve eğlence edinmeyen) için zulümle mücadele yolunda ilim/ tefekkür ve amel bir birinden ayrılmaz ikilidir. Fas’lı Çağdaş düşünür Taha Abdurrahman, tedavüldeki problemin tespit edilmesinden sonra Müslüman’a rehberlik edecek bazı temel ilkelere işaret ederek, bu ilkelerin, Meta-Felsefe yani aşkın kaynaklı ilkelere dayanması gerektiğini ve Müslüman’ın kendi felsefi/ düşünsel problemlerini kendisinin oluşturması gerektiğini belirtir. “Bilimci ve Öznelci Felsefe Anlayışı”, günümüzde en yaygın olan iki felsefi anlayıştır. Bu iki anlayışla birlikte felsefe ,”bilim”e tabi hale gelmiştir. Dolayısıyla, günümüzde “hakikat” yalnızca somut realiteden elde edilen bir “gerçekliği” ifade eder hale gelmiştir. Asli vazifesi “nasıl”ı açıklamak olan bilim “niçin”e de el atmıştır. Hakikate, anlama ve değere ait ilkeler buharlaşmış, “değer” sözcüğü, yalnızca “özne” referanslı hale gelmiştir. Dolayısıyla değerler öznel hale gelerek etkisini yitirmiştir.(Sana göre öyle olabilir, bana göre böyle…) Bilimin kural tanımaz hale gelmesiyle; üretimde ve verimlilikte maksimum amaçlanarak sonuçları hesaplanmadan “dünyevi menfaatler” devreye girmiştir. Bu mantığa göre bilim için her şey ‘mümkün’dür ve mümkünün yapılmasını engelleyen hiçbir ilke yoktur. Çünkü, doğrunun ve yanlışın kriteri bilimdir. İslam Düşüncesinde, bilgi yüceltilmiş ve peşine düşülmesi gereken bir değer olarak görülmüştür. Bununla birlikte, bilgi, hikmet ile sınırlandırılmıştır. Eğer, ilim hikmetten koparılırsa, kaçınılmaz olarak ilimin amaçsızlaşmasına, keyfileşmesine yol açar. Günü- müzde hikmetten yoksun ilimin dünyayı ne hale getirdiğine şahit olmaktayız. Öznel bilginin değerden soyutlanmasıyla; değerler nefsin arzularına tabi hale geldikçe, “haz alma” mantığı, her şeyde belirleyici hale gelir. Azgınlaşmış nefs, bu mantığa uymayan hiçbir standardı kabul etmez. Müslüman’ın görevi; ‘ bilimin kural tanımazlığı’ ile öznel bilginin değerden ayrılmasını bertaraf edecek yöntemler üzerine düşünmektir. Bu yöntemlerin, özelde müslümanların genelde ise bütün insanlığın hizmetine sunulması zorunludur. Müslüman, iddialarını “evrensellik” ufkuna yükseltmeye çabalamalıdır. (Taha Abdurrahman’ın kavramsallaştırmalarıyla ifade edecek olursak ): Müslüman, insanın gerçekleştirdiği ilk tefekkürün evrensel bir tefekkür olduğunu bilir ki, bu, Elest Besminde Şehadet Misakı’nda gerçekleşmiştir. “Hani Rabbin Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi…” (A‘râf sûresinin 172). “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ilâhi sorusu, istisnasız bütün Âdemoğullarına yöneltilmiştir/ evrenseldir. Bu nedenle her bir Âdemoğlu, henüz varlığın görünür yüzüne çıkmadan evvel,
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.