“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (Araf 56) “Tanımlamazsan tanımlanırsın !” Modern dönemde İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı en önemli meselelerden biri Batı ile kurduğu ilişkinin mahiyetidir. Özellikle sömürgecilik tecrübeleri, modernleşme süreçleri ve …
“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (Araf 56) “Tanımlamazsan tanımlanırsın !” Modern dönemde İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı en önemli meselelerden biri Batı ile kurduğu ilişkinin mahiyetidir. Özellikle sömürgecilik tecrübeleri, modernleşme süreçleri ve küresel güç dengelerindeki değişimler, Müslümanları Batı’nın İslam dünyasına yönelik politikalarını ve bilgi üretim süreçlerini sorgulamaya yöneltmiştir. Bu sorgulamanın merkezinde yer alan iki temel kavram ise “Emperyalizm” ve “Oryantalizmdir”. Emperyalizm ve Oryantalizmin ne olduğuna geçmeden önce küçük bir hikâyeyle bu kavramları ve aralarındaki bağlantıyı netleştirebiliriz. Bir gün dere kenarında kurt ve kuzu su içerlerken kurt kuzuya dönüp, “Seni yiyeceğim!” demiş. Kuzu sormuş: “Neden, ne yaptım ben sana?” Kurt, “Suyumu bulandırıyorsun!” demiş. Bunun üzerine kuzu, “Nasıl olur? Sen suyun üst kısmındasın ben ise altında. Asıl sen benim suyumu bulandırıyorsun” demiş. Kurt kuzuyu yemeyi kafayı takmış ya hemen, “Geçen sene kardeşin suyumu bulandırmıştı” demiş. Kuzu bunun üzerine, “İyi de, benim kardeşim yok ki” demiş. Verecek cevap bulamayan kurt celallenerek, “Olsun, ben yine de seni yiyeceğim.” Kurt, hain emellerine ulaşmak için önce meşruiyet üretmeye çalışıyor. Yani sadece fiziksel güçle değil, beraberinde bir gerekçe, bir anlatı kullanıyor. Bu hikâye, yaşadığımız şu günlerde ABD ve İsrail’in en hafif anlatımla, pervasız, despotik, kibirli ve zalim tavrını ne de güzel anlatmaktadır. Onların gerekçesi ise çok “masum bir istek” (!): Ortadoğu’ya “demokrasi ve huzur” getirmek. Yukarıdaki hikâyemizi Emperyalizm ve Oryantalizm ilişkisi bağlamında izah etmeye çalışırsak; kurdun güç üstünlüğünü kullanarak ne olursa olsun nihayetinde kuzuyu yemeye çalışması Emperyalizmle ifade edilebilirken, yemek için “sözde bahaneler” üretmesi de Oryantalizmle izah edilebilir. Emperyalizm, siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel hâkimiyet kurma pratiğini ifade ederken, Oryantalizm ise, Batı’nın Doğu’yu tanımlama ve temsil etme biçimini ifade eder. Bu iki kavram arasında güçlü bir ilişki bulunur. Batının “öteki” ile ilişkisinin yalnızca güç mücadelesi değil, aynı zamanda bilgi, kimlik ve medeniyet inşası mese- lesi olduğu unutulmamalıdır. Emperyalizm, Kur’an’ın karşı çıktığı zulüm, büyüklük taslama ve sömürü biçimidir. Kuran’da ezen ve ezilenler arasındaki ilişkiler “müstekbir ve mustazaf” kelimeleri üzerinden ele alınır. Mesela Firavun ve İsrailoğulları’nı konu edinen kıssa, sadece tarihsel bir olay değil, her dönemde ortaya çıkabilecek baskıcı ve sömürücü güçlerin sembolik bir anlatımıdır. Ziyaeddin Serdar’ın Kültürel Sömürgecilik ve Oryantalizm kitabına göre, tarihi süreçte İslam Dünyasında oryantalizmin temelleri Emevi Halifesi Yezid’in yakın dostu olan, Hristiyan âlim (!) Yuhanna ed-Dımeşki (ö.748) tarafından atılmıştır. Yuhanna ed-Dımeşki, İslam’ı putperest bir kült, Kâbe’yi bir put, Hz. Muhammed’i ise dinsiz ve şehvet düşkünü bir kişi ve İslam’ın da Ariusçu bir keşişin talimatlarıyla Eski ve Yeni ahitten devşirildiğini iddia etmiştir. Yuhanna ed- Dımeşki ve benzerlerinin yazıları ve ithamları İslam üzerine kaleme alınan tüm Hristiyan metinlerinin klasik kaynağı haline gelmiştir. Süreç içinde İslam›ın doğuşundan yüzyıl bile geçmeden Avrupa İslam’ı sınırlarında bulduğunda İslam, Hıristiyan Dünyası için siyasi ve entelektüel bir sorun haline geldi. İslam Dünyası bağlamında Oryantalizm, Avrupa’nın İslam’ın Meydan okumasına karşı geliştirdiği tutumu “gerekçelendiren” bir söylem olarak ortaya çıktı. Kasıtlı yanlış anlama ve tahsilli cehalet, Avrupa muhayyilesine hâkim olarak, Oryantalizmin yönlendirici ruhu olmaya devam etmiştir. Devam eden süreçte çoğalan bu tür anlatılar ve sömürgecilik hırsı, açgözlülüğü ve Hıristiyanlığın kutsallık arzusunun bir karışımı neticesinde Haçlı Seferleri ve Endülüs Emevileri’nin kıyımı gibi nice vahşetlere dönüşmüştür. Hatta Haçlı Seferleri halk muhayyilesi üzerinde öylesine güçlü bir hâkimiyet kurmuştur ki Müslüman dünyaya yönelik fiilli seferler sona erdikten sonra bile Batı düşüncesinde yıllarca devam etmiştir. Halen Avrupa’da var olan “Osman-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.