İnsanlığın son 300 yılına damgasını vuran “Mutlak kötülük ve Zulüm” bugünlerde daha da fazla hissediliyor. Tarihin daha önce görmediği bir kötülük ve zulüm dalgası hiç olmadığı kadar yeryüzü semasını kaplamış durumda.
20. yüzyılın son çeyreğine yetişmiş birisi olarak bir düşünce adamının yaptığı bir tespiti gerçekten çok anlamlı bulurum. Dünya insanlığının son 300 yılını ve yaşananları düşündüğümde bu tespitin çok isabetli bir tespit olduğunu düşünüyorum. Mealen bu tespitte altı çizilen noktaya dikkat ettiğimizde üzerinde çok düşünülmesi gereken bir durum olduğu açıktır. “20. yüzyıl şeytanın eseridir. 21. yüzyılda da benzer bir durumu yaşamaya devam ediyoruz”. Bu tespit insanlığı nasıl bir akıbetin beklediğini anlatıyor. Tabii bu şeytani vesveselere ve şeytani düşüncelerin zulümlerine karşı durulmazsa. Gerçekten gerek 20. yüzyıl ve gerekse 19. asırda tam bir zulüm hakimiyetinin hüküm sürdüğünü gördük. Doğrusunu söylemek gerekirse 21. yüzyılın da farklı olmadığını bizzat yaşayarak görüyoruz. İnsanlığın son 300 yılına damgasını vuran “Mutlak kötülük ve Zulüm” bugünlerde daha da fazla hissediliyor. Tarihin daha önce görmediği bir kötülük ve zulüm dalgası hiç olmadığı kadar yeryüzü semasını kaplamış durumda. Masum çocukların, yaşlıların ve sivillerin hiçbir sınır tanınmadan katledildiği zamanlardan geçiyoruz. Gazze’de yaşanan insanlık katliamı, belki de şeytana bile rahmet okutacak bir hale gelirken bu mutlak kötülük ve zulmün karşısında olması gereken insanlık ve özelde de kendini kötülüğe karşı mücadele ile geçirmesi gereken Müslümanlar bütün bu olup biten zulümleri sadece seyretmekle yetiniyor. İnsanlığı insanlıktan çıkaran zulümlere ve vahşetlere imza atılırken, şeytana pabucunu ters giydirecek insan şeytanları yeryüzünde hüküm sürüyor. Dünyanın geri kalan milyarlık kitleleri ise bu manzara karşısında sessiz ve çaresiz sıranın yavaş yavaş kendilerine gelmesini bekliyorlar.
Siyonist Yahudiler ve onların destekçisi Hristiyan Siyonistler dünyayı özellikle de İslam dünyasını kan gölüne çevirmek için sırayla işlerini görüyorlar. Adları farklı farklı olsa da sanal devletler, barış çağrıları yaparak sıranın ne zaman kendilerine geleceğini saf saf bekliyorlar. Dünyanın geri kalanının tüm tepkilerine rağmen, güç dışında hiçbir şeyden anlamayan katil sürülerine karşı barış mesajları ile önlem alınmaya çalışılıyor. Yani kelimenin tam manasıyla olmayacak duaya amin demek gibi bir şey bu. Şeytan aleyhillane isyan ettikten sonra bir daha isyanından geri döndü mü? Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin anlatımlarına baktığımızda, gururundan, kibrinden ve isyanından geri adım attı mı. Hayır asla atmadı üstelik bir de meydan okudu. Cenab-ı Hakka senin yarattığın insanın yoldan çıkması için elimden geleni yapacağım. Pek azını sana boyun eğer bulacaksın. Çoğunu saptıracağım derken, demek ki şeytan gibi onun yolunun yolcusu insan şeytanlarının da varlığından haberdar ediliyoruz bu ayetlerle.
Bugün de şeytanın yolunun takipçileri, mutlak zulüm ve kötülüğün hakimiyeti için yeryüzünü kana bulamaya, masum insanların kanını dökmeye ant içmiş vaziyette, kendilerine dur diyecek bir gücün ortaya çıkmasını bekliyorlar. Barış için mutlaka savaşmak gerektiğini anlamayan, anlayamayan milyarlarca insan yığınları başlarındaki kuklalar yüzünden sadece seyretmekle yetindikleri zulümlerin bir gün kendilerine de dokunacağını çok iyi biliyorlar. Fakat herhangi bir şey yapabilme imkanları tamamen ellerinden alındığı ve sanal devletlerde, sanal ulusal çıkar senaryoları ile meşgul edildikleri için bu zulümlerin hiçbirisine fiili olarak müdahale edemiyorlar. Tarih boyunca bütün peygamberler Tevhid Mücadelesi verirken karşılarında her zaman şeytanlaşmış insanları buldular. Bazen bu insan şeytanları acımasızlıkta o kadar ileri gittiler ki şeytanın kendisine bile taş çıkarttılar. Yeryüzünün en merhametli insanları Peygamberleri öldürmekten, paramparça etmekten geri durmayan insan tipleri ortaya çıktı.
İnsanlara özgürlük adı altında sunulan şeyin aslında insanlığın prangalara vurulması, köleliğin bir başka şekli olduğunu beşeriyet daha tam olarak kavrayamadı. Bu özgürlük masallarından en çok etkilenen kesimlerin de kadınlar ve çocuklar olması çok manidardır.
Bugün Gazze’de ve Filistin’de olanlar, son olarak İran’a yapılan saldırılarda hiçbir ölçü, kural ve ahlaki ilkeye dayanmayan bombalamalar bunun yanında Doğu Türkistan’da insanlık dışı bir şekilde yaşadığımız zulümler, insan şeytanlarının isimleri ve coğrafyaları ne olursa olsun aynı zihniyete sahip olduklarını göstermektedir. İsimleri ister Siyonist Yahudi, ister Çinli, bazen de Müslüman kılığına girmiş zalim yöneticiler olsa da bu durum hiç fark etmiyor. Tamamı şeytanın yeryüzündeki çıkarlarına hizmet eden insanlıktan nasip alamayan ve ayetin deyimiyle “Esfeli safilin” yani aşağıların aşağısına düşen yaratıklar haline geliyorlar. Son 300 yılda yeryüzü büyük bir insanlık imtihanından geçiyor. Yüzyıllar boyu insanlar köle ticareti yapılan gemilerde insanlık dışı şartlarda ve büyük bir zulme imza atılarak alınıp satıldılar. Buna da ticaret denildi. Daha sonra bu köle ticaretinin çok da karlı olmadığını, insanları gönüllü köleler haline getirmenin daha karlı olduğunu gören batılı şeytani elitler, başka başka şeytani planları daha devreye soktular. İnsanlara özgürlük adı altında sunulan şeyin aslında insanlığın prangalara vurulması, köleliğin bir başka şekli olduğunu beşeriyet daha tam olarak kavrayamadı. Bu özgürlük masallarından en çok etkilenen kesimlerin de kadınlar ve çocuklar olması çok manidardır. Sanal bir özgürlük söylemi ile özellikle kadın bedeninden sınırsızca faydalanmak işlerine geldi. Yine çocuklara özellikle baba otoritesine karşı çıkma yollarının gösterilmesi ve çocukların bir sınır ve sorumluluk bilinci olmadan sorumsuz bir özgürlük duygusu ile yetiştirilmesi bugün artık önü alınmaz sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. İnsanlığın bu yanılsamadan kurtulması için en büyük görev elbette Müslümanlara düşüyor. Müslümanlar için tarih boyunca, hangi çağda, hangi ülkede ve hangi durumda olurlarsa olsunlar, yeryüzünde yaşayan bütün mü’min müslümanların olmazsa olmaz kulluk vazifeleri, yegane önderimiz, rehberimiz Efendimiz (s.a.s.)’e vahyedilen hükümlere uymak ve gereğini emrolundukları gibi dosdoğru olup yapmaktır. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olursak bütün beşeriyet
bu hakikat yolunda bizi takip edecektir. Şeytan ve şeytana dost olmuş olan tağutlardan, otoritelerden asla korkmadan, Rabbleri Allah ve önderleri Efendimiz (s.a.s.)’in emrettiği gibi hareket etmek üzerlerine vecibe olan mü’min müslümanlar, Rableri Allah’ın şu buyruğunun gereğini her zaman yerine getirmeye bütün imkânlarıyla gayret etmelidirler: “Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun!” (Maide/44) “Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.” (Maide/3) Mü’minlerle mücadele etmek için şeytan tarafından kışkırtılan dostlarından hiç korkmadan kendilerine vahiyle beyan buyrulan Kur’an’a ve onun hayata uygulanışı olan Efendimiz (s.a.s.)’in Sünnetine sarılan mü’min kullarının zafere ulaşacaklarının müjdesini vermekte ve bunu şöyle müjdelemektedir: “Kim Allah’ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide/56) Müminlerin bu hallerinin dışında kalan dünya insanlığı modern dünyanın parıltılı hayatına kendini kaptırırsa, tarihin en dramatik ve en acınası köleleri haline gelecektir. Bir düşünürün dediği gibi: “En iyi köleler kendini özgür hisseden kölelerdir”. Modern yaşam tarzının cazibesine kapılan milyarca insan, özgürlük adına kendini zincirlere vurmaya gönüllü hale getirildi. Modern hayat tarzı insanlara bireyselliği yuttururken, bunun yaratacağı travmaların nelere sebep olacağı ile ilgili hiçbir bilgi vermedi. Bugün insanlık topluca hastalıkların pençesinde. Bu hastalıkların birçoğu ise insanın tek başına kalmasından kaynaklanan psikolojisini bozan yalnızlık duygusundan kaynaklanıyor. Dünyada yapılan bir araştırmada geçtiğimiz yıl öne çıkan cümle. “Kalabalık yalnızlık” olmuştu. Evet insanlar kalabalıklar içinde yalnız. İnsanlık belki de Gazze’de süren katliamların, insanlık dışı soykırıma göstermedikleri tepkinin bedelini ödeyecekler. Bunun nasıl olacağını biz bilemeyiz. Ama Cenab-ı Hak insanlığa, şeytanın
ve dostlarının yeryüzünde yürüttükleri “Mutlak Zulüm ve Kötülük” için ses çıkarmamasının bedelini tüm insanlığa yalnızlık imtihanıyla ödettiriyor. “Kalabalık yalnızlık” Modern çağın getirdiği yüzeysel etkileşimler ve dijitalleşme sonucu, fiziksel olarak bir arada olup ruhsal olarak tek başına olma hali olarak tanımlanıyor. Cenab-ı Hak, arşı titreten zulümler karşısında sessiz kalan insanlığa bunun bedelini bu yalnızlık hissiyle ödettiriyor. Ayrıca kalabalık yalnızlık insanın, kendisini yeryüzünde yalnızlığın ortasına atılmasına sebep olan şeytanın oyunlarına karşı uyanık olmadığı taktirde başına neler geleceğinin de bir hatırlatması. Tıpkı atası Hz. Adem gibi yeryüzünde nasıl yalnızlığa mahkum edileceğini de hatırlatıyor insana. Şeytanın hilelerine, fitnelerine ve şeytanlaşmış insanların zulümlerine ses çıkarmayanları bekleyen akıbeti de anlatıyor. Kıyamete kadar sürecek şeytanla mücadelemizde silahlarımızı kuşanmadığımız ve modern dünyanın yalancı ve sahte pırıltılı yaşamına ayak uydurup hayatı konfor alanı haline getirdiğimiz zaman nasıl bir sonun bizi beklediğini de tefekkür etmemize vesile oluyor bu yalnızlık duygusu. Bugün beşeriyet zulmün zirve yaptığı, haksızlığın ve adaletsizliğin tüm dünyayı kapladığı, zifiri karanlığın hakim olduğu bir dönemi yaşıyor. Ama aslında bu da aydınlığa en yakın olunan zaman dilimi demek. Önemli olan bunun farkına varabilmek. Bu sayede aslında insanlık kurtuluş reçetesine de kavuşabilir. Umarım beşeriyet yeryüzünü kapkara kaplayan bu mutlak zulüm ve kötülük karanlığına karşı biran önce uyanır, sesini yükseltir ve tıpkı tarih boyunca Peygamberlerin yaptığı gibi zulme karşı durur. Yoksa insanlık şeytan ve dostlarının dünya insanlığını nasıl zehirlediğini izleyecek ve sıranın kendisine gelmesini beklemekten başka bir şey yapamayacaktır. Vesselam.
“İnsanlığın son 300 yılına damgasını vuran “Mutlak kötülük ve Zulüm” bugünlerde daha da fazla hissediliyor. Tarihin daha önce görmediği bir kötülük ve zulüm dalgası hiç olmadığı kadar yeryüzü semasını kaplamış durumda.”
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.