بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 5 · Ağustos 2024 · Kavram · s. 12

Fransız İhtilalinin En “Cici” Söylemi “Milliyetçilik” 20. yüzyıla gelindiğinde dünya

Vedat Önal — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
20. yüzyıla gelindiğinde dünya yeni yeni kavramlarla tanışıyor daha doğrusu tanıştırılıyordu. İnsanlığa adeta bir kurtarıcı gibi sunulan bu kavramlar 20. yüzyılın sonunda ise kaderin bir cilvesi olarak insanlığın felaketi haline de geliyordu. Aslında birbirini…
20. yüzyıla gelindiğinde dünya yeni yeni kavramlarla tanışıyor daha doğrusu tanıştırılıyordu. İnsanlığa adeta bir kurtarıcı gibi sunulan bu kavramlar 20. yüzyılın sonunda ise kaderin bir cilvesi olarak insanlığın felaketi haline de geliyordu. Aslında birbirinin tamamlayıcısı olan, “materyalist”, “pozitivist”, “laik” ve “seküler” düşünce şekilleri ile bezenmiş bu kavramlar çeşitli toplumlarda farklı dönüşümlere uğratılarak farklı menüler olarak insanların önlerine sunuluyordu. Aslında batının kendi iç dinamikleri ile yani kilise karşıtlığı ve Hristiyanlık karşıtlığı üzerine kurulu bu kavramlar, Hristiyanlığın ruhban sınıfının baskısından ve hegemonyasından kurtulmak için üretilen kavramlardı. Aydınlanma Felsefesi olarak adlandırılan ve tamamı 1789 Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan düşüncelerdi. Fransa kralına gibi görünen fakat Papa’ya ve kilise din adamlarına başkaldırının bir yöntemi olarak kullanılan bu ihtilal, birçok yö- nüyle son 200 yılda çok tartışıldı, konuşuldu ve konuşulmaya da devam ediyor. Batılılar kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan “kilise” sorununu bu şekilde aydınlanma felsefesi ile çözdüklerine inandılar. Fakat burada durmadılar. Söz konusu kavramları, kendileri ile hiç ilgisi olmamasına rağmen, emperyalist emelleri ile sömürgeleştirdikleri tüm toplumlarda uyguladılar. Aynı dayatmalarla bu kavramları ve düşünce şekillerini sanki o toplumların bu konularda bir sıkıntısı varmış gibi uygulamak mecburiyetinde bıraktılar. Bu kavramları 20. yüzyıl boyunca duymayan kalmadı. Kısaca en ön planda olanları, kapitalizm, sosyalizm ve faşizm olarak adlandırılan bu kavramlar, 1. Dünya Savaşı sonrası ulus devletlere bölünen ama aslında kontrolleri sömürgeci efendilerde olan ulus devlet yapılarına bir kurtarıcı gibi enjekte edildi. Kimi zaman yumuşatılan bu kavramlar, kapitalizm yerine liberalizm adını aldı. Sosyalizm yerine Sosyal Demok- rasi adını aldı. Faşizm yerine milliyetçilik kisvesine büründürüldü. Belirttiğim gibi 20. Yüzyıl tarihine şöyle bir göz gezdirdiğinizde, milletlerin sömürgecilerden kurtuluş mücadelelerini başarıyla tamamladıktan sonra bağımsızlıklarını kazandıklarını sandıkları fakat emperyalistlerin bir başka tuzakları olan bu “izm”lerden birine mahkum edildikleri yani aslında kurtulduk dedikleri anda boyunduruk altına girdikleri yapılar haline dönüştürüldüler. Yani trajikomik bir durum ama, bu bağımsızlık savaşlarının tamamında, kurtarıcıların milletlerini kurtardıktan sonra sarıldıkları şey batılı efendilerine yeniden dönmek oldu. Bunu İslam dünyasındaki tüm bağımsızlık mücadelelerinde gördük. Kimisinde milyonlarca insanın şehit olmasına sebep olan örneğin Cezayir gibi bağımsızlık mücadeleleri, sonuçta bir devlet haline geldi. Fakat Cezayir’de kendi toplumuna taban tabana zıt, adeta düşman bir yapı ortaya

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.