بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 26 · Mayıs 2026 · Makale · s. 22

“ŞÂKİLE”kavramı hakkında

Mehmet Ayman — Yazar

۞
“ŞÂKİLE”kavramı hakkında
Yazı boyutu %100
Paylaş
İnsan yeryüzünün yegâne akıllı ve irade sahibi öznesidir. Bu akıllı öznenin tüm yapıp etmeleri, fiilleri ve eylemleri aklı ve iradesi dâhilinde yapıldığı için kendisine sorumluluk taalluk eder.

“İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer; başına bir kötülük gelince de hemen karamsarlığa düşer.” 17/İsrâ Sûresi (83 De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine/Şâkilesine göre iş yapar.” Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir. 17/İsrâ Sûresi (84):

İnsan yeryüzünün yegâne akıllı ve irade sahibi öznesidir. Bu akıllı öznenin tüm yapıp etmeleri, fiilleri ve eylemleri aklı ve iradesi dâhilinde yapıldığı için kendisine sorumluluk taalluk eder. Aklı başında olmadığı anlarda (Geçici de olsa hafıza kaybı veya özgürlüğünün bir şekilde kısıtlı olduğu zamanlar) sorumluluğu da o ölçüde kalkar.

İnsanın düşünce, duygulanım ya da eylemlerinden; ya doğrudan doğruya kendisi, ya, yakınları başta olmak üzere diğer insanlar, ya da tüm diğer varlıklar etkilenir.

İnsanın düşünsel ve fiili yapıp etmeleri başlıca iki tür amaca yönelik gerçekleşir.

Yapıcı ve hayra sebep olan “iyi” diye nitelendirdiğimiz davranışlar.

2- Yıkıcı ve şerre sebep olan zarar verici ve sonuçta “kötü” olarak nitelendirilen davranışlar.

İyi olarak nitelendirilen davranışlar insanın temiz olarak yaratıldığı fıtratına/doğasına, tabiatına uygun ve devamlı böyle olması beklenen davranışlardır. Bu davranışlar iyi ahlak örneği olarak kabul edilirler. Kötü olan davranışların kişide devamlı olması istenmez. Çünkü devamında hem kişinin kendisine hem de çevresine zarar vermektedir.

En genel anlamıyla iyi veya kötü olarak niteleyebileceğimiz bu düşünce ve davranışların temelinde yatan, etkenler/etmenler nelerdir. Bu yazımızda dilimizin döndüğünce bu konudan bahsetmeye gayret edeceğiz.

Genel ve yaygın kanaate göre insan dediğimiz varlık. Beden ve ruh, yani maddi ve manevi iki unsurun terkibinden meydana gelmiş, yani yaratılmıştır. Bu

iki unsur ayrı ayrı düşünüldük-lerinde hiç bir mana ifade etmezler. Ancak bir araya geldiklerinde “Bahse değer bir varlık” yani insan olurlar. Kuran’ı Kerim Tin Suresi dördüncü ayet’i-kerimede “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Denmesinin sebeplerinden birisi de budur.. Secde suresin de ise bu yaratma sürecinin bir kısmından bahsederek “O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.﴾8﴿Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür. ﴾9﴿Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! Buyurulmuştur. Kur’anın insanın yaratılmasıyla ilgili diğer ayetleri de dikkate alınarak okunduğunda, insanın bedensel yani maddi varlığının “geleneğimizde “Enasır-ı Erbaa” /dört unsur olarak bilinen Hava, su, toprak, ve ateşten oluştuğuna işaret edilmiştir. Bu dört unsurun insan bedenindeki karşılığına ise “Ahlat-ı Erbaa”/Dört Öğe denir. Ahlat kelimesi “Hılt” kelimesinin çoğuludur. Hâsılı Allah bu dört unsurdan ve en güzel biçimde yarattığı varlığa kendi ruhundan (Nefha-i Rahmani) katarak onu kayda değer bir varlık olarak varlık alanına çıkarmıştır. İnsanın bu süreçte yüklendiği yani yaratılıştan getirdiği/kazandığı bir takım özellikler vardır ki Bunlara Fıtrat, tabiat, doğa, mizaç, karakter, huy, tıynet, hilkat, cibilliyet, meşrep, seciye ve şâkile de denir. Saydığımız bunca kavram ne birbirinin tamamen aynı ne de birbirinden tamamen ayrı kavramlardır. Bilakis hepsi de birbiriyle alakalı tabiri caiz ise yakın akraba kavramlardır. Yani birini açıklamak istediğimizde diğerlerine mutlaka ihtiyaç duyacağımız kavramlardır. İmam Gazali bu kavramların ayrışan yanlarına dikkat çeker. Ona göre de “insan, bedenden ve ruhtan (kalpten) yaratılmıştır. İnsanın ruhî boyutunun tabiatını “fıtrat” ifade ederken; mizaç, insanın bedenî yönünün tabiatına işaret eder. Bu istidat/fıtrat, insana yaratıcısını ve eşyayı tanımanın imkânını sunar ve mizacın aksine her insan için ortaktır. Mizaç ise her kişi için ayrı ve özeldir. İnsanın karakter özellikleri ve yatkınlıklarından oluşan bütünün en genel ifadesidir. Bir eğitimcinin “fıtratı”

tanıması “insanı” tanıması, mizacı tanıması da “kişiyi” tanıması anlamına gelir. Eğitimin kişiye özgü sınırını çizen ana unsur da mizaçtır. Buradan sonra İsra Suresi 84. Ayette geçen “Şâkile” kavramından hareket ederek insanı tanımaya devam edeceğiz inşallah. ٌ‫ َشا ِكلَة‬/Şâkile kelimesi arapça isim kalıbında gelmiş bir kelime olup sözlükte: Geniş anlamıyla “hem fıtrattan/ yaratılıştan gelen ve hem de anne-baba, aile ortamı, arkadaş çevresi, is, eğitim ve inanç çevresi gibi sonradan çeşitli şekillerde müspet/olumlu, iyi veya menfi/ olumsuz, kötü değer yargılarıyla oluşmuş davranış biçimleri, dini ve ahlaki değerlere göre kişinin davranması demektir. Müşâkelet, İşkâl, Teşekkül, Müteşekkil Şekil, seciye, karakter, kavramları da bu kavramla ilişkili kavramlardır. Dikkat edilirse “Şekil” bizim de gündelik dilde kullandığımız ve varlıkların fiziki yapılarını, dış görünüşlerini ifade etmekte de kullandığımız bir kelimedir. Ama genelde Şâkile kelimesi varlığın/insanın hem maddi hem de manevi yanını/Mizacını ifade etmekte kullanılan bir kelime/kavramdır. Kur’anı Kerimde sadece bir yerde (17/ İsra Suresi 84. ayette bir defa “Herkes kendi Şâkilesine / mizaç ve karakterine göre iş yapar. Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.” mealinde geçen geçen şâkile kavramı aynı surenin 83 ( İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer; başına bir kötülük gelince de hemen karamsarlığa düşer.) ayetiyle birlikte okunduğu ve geçtiği 84, ayetin bağlamı da dikkate alındığında birbirlerine çok yakın çağrışımları da içeren farklı anlamları kapsar. Buna göre Şâkile kavramının günümüz Türkçesi’nde de bir kısmını kullandığımız şu kavramlarla (Müşâkelet, İşkâl, Teşekkül, Müteşekkil, Şekil, seciye, karakter, mezheb, mizaç) etimolojik ilişkisi ilişkisinin olduğu da tekrar hatırlatmakta fayda var. Şâkile kelimesine TDV yayınlarından çıkan Kuran yolu tefsirinde şu mana verilmektedir. ŞÂKİLE; “tabiat, âdet, din, ahlâk, niyet, mizaç ve yaratılış, birbirine benzeyen yollar gibi değişik ve fakat birbirine yakın mânâlarla

tefsir edilmiş ise de en kapsamlı mânâsı sonuncusudur. Yani herkes kendi durum ve mizacına uygun olan yolda hareket eder. Başka bir ifade ile kendi nev i şahsına mahsus şakilesine/mizaç ve karakterine göre iş yapar. Bu durumda en doğru yola gideni Rabbiniz en iyi bilendir. Yani herkes kendi mizacına göre hareket ederek hoşuna giden yolu tutmakla doğru yol tutmuş olmaz. Bir din veya mezheb herhangi bir kişinin veya toplumun mizaç ve duygularına uygun gelmekle hemen doğru olamaz. Hak din, Allah’ın kitap ve Resulü ile bildirdiğidir. Buna göre mizacı hakka uygun olan kimselere ne mutlu! Mizacın, ruh meselesiyle ilgili olmasına gelince bu: bir kişinin etrafında olup bitenlere verdiği tepkileri belirleyen ve doğuştan gelen karakter ve kişilik özellikleridir. Bu özellikler bir kişiyi diğerlerinden ayıran kendine özgü davranışsal eğilimlerine neden olur. Diye düşünmek te mümkün olur. Öte yandan insanın kendi yapısına uygun olanı icra etmesinden dolayı seciye kelimesi şâkile diye de isimlendirilmiştir. Seciyye ise, huy, tabiat, insanın yaratılış tarzıAnlamlarına gelmektedir. Mizac da, bir şeye sonradan karıştırmak demektir. Buna göre hâlika, tabia, seciyye, ve cibilliyet kelimeleri, eş anlamlıdır. Bu yüklenilen anlamlar, daha çok Arap dil bilimcileri ile ilgili ayeti yorumlayan müfessirlerin yaklaşımı olup, insan psikolojisiyle bağlantılı bir değerlendirmedir. Farklı yorumlarda ise, şâkilenin, din, niyet ve ahlak olduğu şeklindeki tanımlara rastlanmaktadır. Bu farklı anlamlandırmalar doğrultusunda, “Her biri kendi „şâkilesine‟

göre hareket eder” mealindeki İsrâ Suresi (17) 84. ayetin manası şu şekillerde yorumlanmaktadır: Her biri (tabiatına, mizacına, yaratılışına, fıtratına, karakterine, seciyesine, varlıkyapısına, tuttuğu yola, hayat tarzına, hoşlandığı, benimsediği ahlaki özelliklerine) göre hareket eder. Peki O zaman Şakile’nin oluşmasındaki etkenler veya unsurlar nelerdir. Buna cevap verelim. 1-Yaratılıştaki Nefha-i Rahmaniden gelen iyilikler. Bazı insanlarda merhamet, cömertlik hasletlerinin doğuştan gelmesi ve çocukluktan itibaren görülmesi gibi. 2-Dört unsurun eksikliklerinden (yani oluş ve bozuluş âlemindeki eksikliklerden oluşan kusurlar ki bunlara hastalıklar, bedensen kusurları da dâhil edebiliriz) ve bedene arız olan fiziksel kötülükler. Diğer bir anlatımla soya çekimin veya genetik yatkınlığın sonuçları olan unsurlar. 3-Daha çok beden için beslenme ve spor alışkanlıkları. İçinde yaşanılan coğrafya ve iklim koşulları da kişinin Şâkile’sinin/mizaç ve karakterinin oluşmasında etkilidir. Soğuk ve sert iklimlerin insanların mizaçlarının da soğuk ve sert olması bununla açıklanabilir. Tersi durum sıcak iklimler için de geçerlidir. (İslami yorumlarda özellikle islami gelenekte kişinin helal ve temiz süt emmiş olması, helal ve lokmayla beslenmesi konularına bu yüzden çok dikkat çekilir.) 4-İnsanın anne kucağından başlayan süreçten itibaren aldığı eğitimin

de mizaç ve karakterin yani Şâkile’nin oluşmasındaki etkisi oldukça büyüktür. 5-Bireyin yetişmesi sürecindeki sosyal çevre de, aile başta olmak üzere tüm eş dost ve arkadaşlarının etkisi de göz ardı edilemeyecek derece de önemlidir. Buradan hareketle insan tüm bu şartlar kendi lehine oluşur iyi bir anne babadan doğar, keza iyi bir eğitim alır, yine iyi bir çevrede de yetişirse genellikle iyi bir insan olur diyebiliriz. Tersine ihtimallerin ilahi hikmete binaen çok az görülmesini de ihtimal dışı tutmamakla beraber aynı durum kötülük için de geçerlidir. Yani tüm iyi şartları taşıyan insanların iyi ya da kötü şartları taşıyan insanların da kötü olduklarını söyleyebiliriz. Arada kalanların hayatları da iyilikle kötülük arasında gel-gitler le, mücadelelerle bir anlamda nefis mücadelesiyle geçer. Çünkü bizim dünyaya getiriliş amaçlarımızda birisi de bu mücadeleyi yani kemâlat yolundaki yolculuğunu bir anlamda insanı kamil oma yolculuğunu hayırla tamamlamak ve rızai ilahiyi tahsil edip cenneti hak etmektir. İşte Din dediğimiz (ilahi buyruklar bütünü/ Kur’an ve Sünnet) de kemâlat yolculuğundaki bu mücadeleler, gel gitler esnasında elimizden tutup bizi hidayete ve kurtuluşa eriştirecek yegâne rehberdir. Bu rehbere dikkat eder bedenin ve nefsin/arzuların, heva ve heveslerin kişiliğimizi ahlakımızı ele geçirip hayatımızı kontrol etmesinden kurtarırsak inşallah biz de kurtuluşa erenlerden oluruz. Vesselam

““İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer; başına bir kötülük gelince de hemen karamsarlığa düşer.” 17/İsrâ Sûresi (83 De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine/Şâkilesine göre iş yapar.” Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir. 17/İsrâ Sûresi (84):”

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.