بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 2 · Mayıs 2024 · Hadis Şerhi · s. 4

Gazzede Gerçekleşen Ölümlerden Kaygılanmayanın İmanı Yoktur

Celaleddin Sipahioğlu — Genel Yayın Yönetmeni

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçekten iman etmiş olamaz, gerçekten iman etmeyen cennete giremez.” Bu hadisi şerifi gündelik hayatın içinde basit diyebileceğimiz konularda biraz da teşvik edici mahiyette zikrederiz. Uzun bir…
“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçekten iman etmiş olamaz, gerçekten iman etmeyen cennete giremez.” Bu hadisi şerifi gündelik hayatın içinde basit diyebileceğimiz konularda biraz da teşvik edici mahiyette zikrederiz. Uzun bir süredir bu hadisin bize anlatmaya çalıştığı asıl gerçeklik çokça canımızı acıtacak nitelikte bir görünürlük kazandı. Hadisi şerifi düz bir mantıkla sağa sola çekiştirmeden anlamaya çalışalım. Bu hadisi şerifi dinleyen Resulullah’ın çağdaşı Medineli Müslümanların, bulundukları yerden, binlerce kilometre ötede olan olaylardan özel bir haber gelmediği takdirde kolay kolay haberlerin elde edilmesi mümkün değildi. Fakat böyle bir durum zuhur etmişse, artık durumdan vazife çıkarmak ve bu sorunu çözmek onlar için asli görev haline gelmiş demektir. Medine’ye, Medine’nin temsil ettiği kimliğe sahip olanlara karşı bir tehlike varsa, bunun binlerle Gazze’deki Müslümanların başına gelenler dolayısıyla acınmamız ve dövünmemiz, onların yaşamaları gereken imtihan konusunda ortaya koydukları çabalar kadar değerli olmadığı için, kendi hali perişanımıza acımamız daha uygun düşmektedir. ifade edilecek kilometre ötede olması, onlar adına bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için caydırıcı bir sebep kabul edilebilir miydi? Hayır, kabul edilmedi de, Mute ve Tebük seferleri bunun kabul edilmeyişinin örnekleriydi. Özellikle Tebük seferinde, hem aylardan ramazan, hem mevsim olarak yazın en sıcak günleri, hem de düşman o günün en büyük emperyal devletlerinden biriydi. Günde birkaç hurmayla bu sefere çıkan Müslümanlar korkunun üstesinden gelmiş, düşmana gövde gösterisi yaparak geri dönmüştü. Bugün küçük bir köye dönmüş dünya üzerinde binlerce kilometre ötede olsa dahi, olaylardan yanı başımızda cereyan ediyormuş gibi haberdar oluyoruz. Aynel yakîn vâkıf olduğumuz bu olaylara, hadisi şerif çerçevesinden baktığımızda, kardeşlerimize, bize yapılmasını asla kabul edemeyeceğimiz zulüm reva görülmektedir ve fakat biz, hayatımızın konforuna halel getirmeyecek eylemlerle olayın üstesinden gelmeye çalışmaktayız. Ne yapıyoruz, kınıyoruz, dua ediyoruz, maddi yardım ulaştırmaya çalışıyoruz. Peki bunların hangisi görünürde kardeşlerimizin yarasına merhem oluyor? Biz öyle şifa sadedinde bir şey göremiyoruz. Öyleyse yardım, türüne ve niteliğine göre acil kodlu işe yarar. Burası

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.