بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 20 · Kasım 2025 · Makale · s. 16

Bu Gidiş Nereye?

İrfan Setenci — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Değerlendirme 1. GİRİŞ Bismillahirrahmânirrahîm. Elhamdulillah, vessalâtü vesselâmu alâ Rasûlillah. İnsan, dünya yolculuğunda bir misafir gibidir. Her adımında, geride bir iz, bir işaret, bir hatıra bırakmak ister. Bu fani yolculuğun kalıcılığa dönüştüğü tek a…
Değerlendirme 1. GİRİŞ Bismillahirrahmânirrahîm. Elhamdulillah, vessalâtü vesselâmu alâ Rasûlillah. İnsan, dünya yolculuğunda bir misafir gibidir. Her adımında, geride bir iz, bir işaret, bir hatıra bırakmak ister. Bu fani yolculuğun kalıcılığa dönüştüğü tek alan ise Allah’ın rızasına uygun yaşanmış bir ömür ve arkasında bıraktığı hayırlı şahitliktir. Mümin, yeryüzünde iz bırakmak ister ama bu izler, Allah’ın razı olduğu izler olmalıdır. İhlas ve samimiyet üzere mümin ve muttaki bir kul hakka şahitlik ederken, bâtılın hakka düşmanlık etmemesi yahut hak ehlinin bâtıla düşman olmaması düşünülebilir mi? Bu yazı, Kur’an’ın öğrettiği şirksiz imanı kalbe yerleştirip Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izinde yol yürümeyi öğütler. Mümin merhametlidir, din kardeşlerinin selametini arzular; iman üzere olduğunu sanarak bâtılı yüklenen kimselere üzülmemek elde midir? Mürşit zannedilen müşriklerin şerrini savmak suretiyle halkı kurtarma isteği ne kadar mümince ve ne kadar temiz fıtratın gereğidir değil mi? Biz, şahitlerin dinleneceği güne iman etmişizdir; bu sebeple, öncesi dünya, sonrası ahiret olan bir yolculukta kârlı çıkmanın, zarara uğramamanın derdindeyiz. Bu derdin şekil verdiği amellerimizi, ihlaslı din kardeşlerimizin bile yadırgayabildiği bir çağda yaşıyoruz: günahın övüldüğü, zulmün alkışlandığı, şirkin ve küfrün içselleştirildiği bir çağ… İşte böyle bir zamanda, imanı yeniden hatırlamak, onu aklın idrakinde, kalbin emniyetinde ve amelin doğruluğunda yeniden anlamlandırmak gerekiyor. Amacımız, iman kavramını sade- ce kelâmî bir tanım olmaktan çıkarıp, hayata yön veren bir şuur haline getirmektir. Çünkü iman yalnızca dilin ikrarı değil; aklın ikna olduğu, kalbin güvenle bağlandığı, duyguların teslimiyetle olgunlaştığı bir hakikattir. 2. İMANIN MAHİYETİ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ 2.1. İnanç ile İman Arasındaki Fark İnanç kelimesi, doğru veya yanlış olabilen tüm kabulleri kapsar. Bu yüzden “inanç” kavramı, hem hak hem de bâtıl itikatları içine alır. Oysa iman, sadece İslâm itikadı için kullanılır; çünkü iman, hakikatle örtüşen, Allah katında makbul olan inancı ifade eder. Dolayısıyla bir Müslüman için, “iman” kelimesi daima “hak” olan inancı temsil eder; bâtıl sistemlerin kabullerine ise ancak “inanç” deriz. İlla iman kavramını kullanacaksak onları mevsufu ili anarız: “Hristiyan imanı”, “Budist imanı” gibi ifade ederiz. Gerçekte onlar “bâtıl inanç”lardır. İslam Dini’nin mümin’i ise sadece tevhid inancına sahip olanlardır. Tevhid sahibi mümin, “Allah’tan başka ilah yoktur” diyerek bütün bâtıl ilahları reddeden kimsedir. 2.2. İmanın Tanımı Sözlükte “tasdik etmek, güvenmek, gönül huzuruyla benimsemek” anlamlarına gelen iman; ıstılahta, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’tan getirdiği bütün hüküm ve haberleri tereddütsüz kabul etmek, onların hak ve doğru olduğuna kalpten inanmak demektir. Bu tanım, imanı sadece bir düşünce değil, kalpte kök salmış bir emniyet hali olarak ortaya koyar. Mümin, Rabbine güvenen, hayatını O’nun sözleriyle şekillendiren kişidir. Kur’an bu hakikati şöyle ifade eder: “Gerçek iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanır; yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir, sözleştiğinde sözünü yerine getirir, sıkıntı ve savaşta sabreder.” (Bakara, 2/177) Bu ayet, imanın yalnızca bir inanç beyanı değil, ahlaki ve ameli bir bütünlük olduğunu gösterir. İman, kalbin tasdikiyle başlar; davranışlarda, ahlakta, vicdanda, adalette görünür hale gelir. 2.3. Tevhid: İmanın Özüdür İslam’ın başlangıcı Tevhid’dir. “Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah” cümlesi, sadece bir kelime değil, bir yıkım ve yeniden inşâdır. Bâtılın yok oluşu hakkın zaferidir. Bu kelimeyle insan, Allah’tan başka bütün ilahları reddeder ve O’nun birliğini kabul eder. Tevhid; zihinde, kalpte ve davranışta birliği sağlar. Bu hakikate iman eden kişi bilir ki: Yaratan, yaşatan, rızık veren yalnızca Allah’tır. Hüküm koyma yetkisi yalnızca O’na aittir. Dua edenin duasını işiten, kullarına şah damarından yakın olan O’dur. Bütün bunlara inanmak, Rab olarak da, İlah olarak Allah’a iman etmektir. Böyle bir iman, kişiyi şirkten korur, kalbini teslimiyetle arındırır ve hayatını ilahî düzenin bir parçası hâline getirir. 3. ALLAH’A VE PEYGAMBERE İTAAT Mutlak itaat yalnız Allah’adır. Kâinatın yaratıcısı, rızık vereni ve kanun koyucusu O’dur. Bilginin kaynağı da O’dur. Gökte de yerde de hüküm yalnız O’nundur. Allah’ın emir ve yasaklarını açık-

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.