بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 27 · Haziran 2026 · Makale · s. 7

Dua Nedir Ne Değildir?

Şefaettin Severcan — Yazar

۞
Dua Nedir Ne Değildir?
Yazı boyutu %100
Paylaş
Kelime anlamı olarak çağırmak, seslenmek, davet etmek, yakarmak ve yardım istemek gibi anlamlara gelen dua kelimesi, Arapça “d-a-v” (‫)د ع و‬ kökünden türemiş bir mastardır. Terim olarak,

Dua, kendi sınırlılığını fark etme, kontrol edemediğin şeyleri kabul etme bilincini ifade etme biçimidir. İnsanın kulluk anlayışı içinde kalbini ve kendisini Allah’ın buyruklarına göre dönüştürmesidir. İnsanın acziyetini fark etmesi, ben yapamam Allah yapar demesidir.

Kelime anlamı olarak çağırmak, seslenmek, davet etmek, yakarmak ve yardım istemek gibi anlamlara gelen dua kelimesi, Arapça “d-a-v” (‫)د ع و‬ kökünden türemiş bir mastardır. Terim olarak, insanın Allah’ın kudreti ve yüceliği karşısında, kulluk bilinci ve teslimiyet duyguları içinde, aczini ve ihtiyacını Allah’a arzederek O’ndan lütuf ve yardım dilemesini ifade eder. Daha genel anlamıyla dua, Allah’a yönelerek dilek, şükür, saygı, övgü, itiraf, yakınma tefekkür, tezekkür vb. duygu ve düşünceler içinde O’nunla iletişime geçip isteğini O’na arzetmektir. Bu bağlamda dua, Allah’tan yardım istirhamında bulunmanın yanında büyük bir kulluk makamına ve ibadete dönüşür. Duaya böyle klasik ve geleneksel bakışların dışında farklı yaklaşımlarla daha geniş bir yelpazede bakabilir, onu farklı ifadelerle de tanımlayabiliriz. Bu çerçevede dua: -İnsanın, insan, hayat ve evren ile kurduğu ilişkiyi Allah’ın istediği şekilde anlamlandırması ve şekillendirmesidir. - Hayatın anlamını arayışta Yaratıcıya yönelmedir. -Yaratıcıyı kabulde farkındalık ifade eden bir bilinçtir. - İnsanın, inanç, teslimiyet ve yönelişle Allah ile doğrudan ilişkisidir. Bütün dinlerde veya din yerine ikame edilen inanç sistemlerinde dua vardır ve bir şekilde yerine getirilir. Ancak duanın tanımı, farklı dinler ve inanç sistemleri arasında önemli farklı anlayışlara sahne olmuştur. Hıristiyanlık, Budizm, Hinduizm ve diğer inançlar duaya farklı anlamlar yüklemişler, farklı pratikler geliştirmişlerdir. Hatta pek çok felsefi yaklaşım dahi duayı farklı tanımlamıştır. Tanrı olabilir diyen teist geleneklerde; evrensel akıl, doğa ya da düzen olabilir diyen deist/ panteist yaklaşımlarda; tamamen içsel bir anlam arayışı olabilir diyen varoluşçu yorumlarda bir şekilde karşılık

bulmuştur. Bu nedenle, genel anlamda duayı tek bir evrensel tanımla sınırlamak akademik açıdan hiç te kolay değildir. Dua, kendi sınırlılığını fark etme, kontrol edemediğin şeyleri kabul etme bilincini ifade etme biçimidir. İnsanın kulluk anlayışı içinde kalbini ve kendisini Allah’ın buyruklarına göre dönüştürmesidir. İnsanın acziyetini fark etmesi, ben yapamam Allah yapar demesidir. Bu bağlamda varlığın merkezini kendinden alıp Allah’a vermesidir. Kısaca insanın yerini bilmesidir. Bu anlamda dua bir kimlik inşasıdır. Dua, daha çok bireyin kendisini ilahi iradeye açması ve bu iradeyle uyum içinde olmayı dilemesidir. Dua, her zaman sözlü olmak zorunda değildir. Kalbî düşünceler, sessiz tefekkür, tezekkür, hamd, şükür ayrıca secde, rükû gibi ibadetler de dua olarak kabul edilebilir. Dua sadece sonuç almak için yapılan bir talepname olarak görülmemelidir. Çünkü dua aynı zamanda ibadettir, sonucu olsa da olmasa da anlamlıdır. Akademik düzeyde dua, sadece isteklerin sıralandığı bir “sipariş listesi” değildir. Elbette duanın istek boyutu vardır, ancak şükür, övgü, yakarış, af dileme, tefekkür, tezekkür gibi çok daha geniş bir yelpazeyi kapsar. Duayı sadece bir talep alanı ve talep aracı olarak görmek, duanın temel amacını, ilâhî iletişim derinliğini ve ruhî zeminini göz ardı etmek anlamına gelir. Eğer sadece talep varsa ama bilinç, anlam ve yönelme yoksa bu dua olmaktan çok bir alışkanlığa dönüşür. Duaların psikolojik ve psikosomatik etkileri ve sonuçları bilimsel olarak incelense de, duanın kendisi bir bilimsel araç değildir. Akademik ve teolojik yaklaşımlarda dua, eylemin ve sorumluluğun yerini tutmaz. Dua çabayla birlikte anlam bütünlüğüne kavuşur. Dua, kişiyi harekete geçmeye teşvik edebilir, ancak tembelliğe teşvik etmez, tembelliğin bahanesi olmadığı

gibi onu haklı da çıkarmaz. Dua, Tanrı’dan bir şey istemekten önce ahlaki olarak kendini hizaya sokmadır. “Bana şunu ver!” Demekten daha çok, “Beni daha iyi biri yap!” talebidir. Kur’ân-ı Kerîm doğrudan 200 ayetle duaya özel bir önem atfeder. Bu 200 ayetin bir kısmında Allah insanların kendisine dua etmelerini ister ve duanın usul, âdâb ve tesirlerini beyan eder.1 Bunların 100’den fazlasında peygamberlerin, diğer sâlih insanların veya toplulukların duaları konu edilmiştir.2 Diğer bir kısım âyetlerde Allah usulsüz, yersiz, karşılık bulmayacak kadar yanlış duaları açıklar.3 Bu âyetlerin çoğunda, dünyada iken Allah’ı ve O’nun hükümlerini tanımaktan kaçınan, ancak âhirette gerçeği anlayıp acı âkıbetleriyle yüz yüze gelince pişmanlık duyacak olanların dünyaya yeniden döndürülmeleri için Allah’a yakarışları dile getirilir. Dua fiziksel dünyayı, kevnî kanunları, tabiat kanunlarını, adetullahı ve sünnetullahı doğrudan değiştiren bir aracı olarak değil, daha çok insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştiren bir ibadet olarak görülmelidir. Olmuşta ve olacakta sebep-sonuç ilişkisini öne çıkaran Gazzâlî’ye göre, dua sonucunda meydana gelecek bir değişikliğin yine tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkar. Allah, “Savaş için gereken hazırlığı yapın”4 derken silâh kuşanmamak ve Allah takdir ettiyse olur, etmediyse olmaz diyerek tohumu saçtıktan sonra toprağı sulamamak Allah’ın takdiri1 Bu ayetlerden bazıları: Bakara 2/186; Nisâ 4/32, 117, 134; A‘râf 7/29, 55, 180; Yûsuf 12/86; Mü’min 40/60. 2 Bu ayetlerin 21’inde Hz. Mûsâ’nın, 17’sinde Hz. İbrâhim’in, 16’sında Hz. Îsâ’nın, 12’sinde Hz. Nûh’un, 9’unda Hz. Zekeriyyâ’nın duaları zikredilir. 3 Bu ayetlerden bazıları: Bakara 2/200; Yûnus 10/12, 22, 106; İsrâ 17/11; Mü’minûn 23/99-100, 106-107; Kasas 28/88; Fussılet 41/51. 4 En-Nisâ 4/71.

ne uymak değildir.5 Şu halde bir şeyin olmasını sadece istemek, Allah’ın bu sonucu meydana getirmesi için yeter sebep teşkil etmez. “Önce deveyi bağlamak, sonra Allah’a tevekkül etmek gerekir.”6 Buna göre dua, üzerine düşen bütün sorumluluğu tastamam yerine getirdikten, elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra çaresiz kalan kişinin Allah’a samimi bir yöneliş, içten bir yakarışı ile O’ndan yardım dilemesidir. İşte böyle bir dua Allah Teâlâ katında bir karşılık bulacaktır. Ancak bu karşılık, istediğini verince talebinize anında cevap vermek üzere ayarlanmış otomatik makinalar gibi düşünülmemelidir. Bu karşılık, farklı bir zamanda, farklı bir şekilde ve hiç beklenmeyen bir sonuçla gelebilir. Dua eden artık aynı olaylara öncekinden çok daha farklı bakmaya başlar. Bilgisini ve düşüncesini kalbinin eleğinden geçirir, vicdanının süzgecinden süzer, ihtiyacının, istek ve arzularının, Allah’tan taleplerinin, başkalrından beklentilerinin tanımlarını değiştirir. Artık acıyı ve ihtiyacı daha anlamlı hale getirir, tüm zayıflıkları dayanıklılığa evrilir. Sonuç apaçık ortadadır: Dua karşılık bulmuş, dua eden dönüşmüştür. Kur’ân-ı Kerim tertibinin ilk suresi olarak olarak yer alan ve adetâ giriş/ön söz mahiyetinde olan Fâtiha suresi, ilk bölümünde ilâhî bir üslup ile Allah’ı bize benzersiz bir şekilde tanıtır. Sure ikinci bölümünde dua metnine dönüşür ve yine aynı üslup ile âdeta ilâhî bir dua manifestosu gibi Müslümanlara örneklik eder, onlara nasıl dua edeceklerini, dualarının niteliğini vahyin rehberliğinde doğrudan öğretir.7 Kur’ân-ı Kerim aynı şekilde daha pek çok yerde bazen doğrudan8 bazen 5 İḥyâ, I, 328, 329. 6 Tirmizî, “Kıyâmet”, 60. 7 “Ey Rabbimiz! Sadece Sana kulluk ederiz, sadece Senden yardım dileriz! Kendilerine (İslâm ile) nice nimetler bahşettiğin kişilerin bulundukları doğru yolda daha nice kulluk derecelerine bizi erdir! Kahrına uğrayanların da lütfuna erdikten sonra sapanların da yollarından bizi uzak tut Yâ Rab! (Fâtiha, 1/5-7) 8 “Allah hiç kimseye gücü üzerinde bir sorumluluk yüklemez. Herkesin lehine olanı da aleyhine olanı da kendi kazanmıştır. (Aklı başında olan ve hakikate yönelen Müminler şöyle dua etsinler:) “Ey Rabbimiz, eğer unutarak veya yanılarak bir suç işlersek bizi bundan sorumlu tutma! Bizden öncekilere yüklediğin ağır sorumlulukları bize yükleme! Ey Rabbimiz, üstesinden kolayca gelemeyeceğimiz şeyleri bize taşıtma! Yaptıklarımızdan dolayı hak ettiğimiz cezayı verme, kusurlarımızı büsbütün yok et, bize rahmetinle muamele et! Sen bizim yar ve yardımcımızsın! Kâfir toplumların saldırıları karşısında bize zafer lütfet! (Bakara, 2/286). “İnsanlardan bir kısmı sadece “Ey Rabbimiz, bize bu dünyada ver” diye dua ederler, dualarında ahirete dair hiçbir isteği zikretmezler. Onlardan bir kısmı da “Ey Rabbimiz, bize hem dünyada hem de ahirette iyilik ve güzellik ver, bizi cehennem azabından koru!” diye dua

peygambarlerin dilinden9 Müslümanlar için en mükemmel dua örneklerini dile getirir. Duaların niteliğini göstermede Hz. Muhammed’in (s.) duaları da özlü ve kapsamlıdır.10 Genellikle sosyal ve ahlâkî hedeflere yöneliktir. Sosyal bünyede görülecek ayrılık ve anarşi, insanın şerefini düşüren cimrilik, korkaklık, tembellik gibi kötü huylar, fakirlik, zenginlik veya ihtiyarlığın yol açacağı ahlâkî çöküntü Resûlullah’ın en çok sakındığı durumlardır.11 Hz. Peygamber’in, şu duası en güzel örnek dualardandır: “Allahım! Ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen bilgiden ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım.”12 Duanın niteliği konusunda dikkat edilmesi gereken önemli bir diğer huederler. İşte bu (iki şekilde) dua edenler, ahirette taleplerine göre nasipleneceklerdir. Allah vakti gelince hesabı hemen görür. (Bakara 2/200202). “Allah, daima diridir, O’ndan başka ilah yoktur. Dini O’na özgü kılarak O’na dua edin! Hamd (övgü) âlemlerin Rabbi Allah içindir. (Mü’min 40/65). 9 Hz. İbrahim: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilen Sensin: Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail ile İshâk’ı armağan eden Allah’a özgüdür! Duaları, yakarışları işiten elbette benim Rabbimdir. Ey Rabbim, beni ve soyumdan gelen insanları salâtta devamlı ve duyarlı kıl! Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur! Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı-babamı ve bütün müminleri bağışla!” (İbrahim, 14/38-41). “Eyüp’ü de (an)! Hani Rabbine “Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin:’ diye seslenmişti. (Enbiyâ 21/83); “Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi:’ diye seslenmişti. (Sâd 38/41). 10 Ebû Dâvûd, “Salât”, 358. 11 Müslim, “Zikir”, 73; Nesâî, “İstiʿâẕe”, 5, 6, 12. 12 Tirmizî, “Daʿavât”, 69; Nesâî, “İstiʿâẕe”, 13.

sus ta şöyledir: “Kim ömründe bir kere (veya şu kadar kere) bu duayı okursa istediğini elde eder. Onun dilekleri kabul olunur…” şeklinde özelleştirilen bir dua ve böyle bir anlayış İslâmî açıdan kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Şu duayı okuyan kimsenin: -Kıyamet gününde yüzünün ak olup ayın on dördü gibi pırıl pırıl parlayacağına; -Hasta ise iyileşeceğine; fakir ise zenginleşeceğine; -Cinin ve şeytanın şerrinden, sancı ve hastalıklardan emin olacağına; -Kayıp ise ailesine sağ salim kavuşacağına; yitiği varsa bulunacağına; -Cehennem ateşinin onu yakmayacağına; -Doğrudan cennete gireceğine; -Şu kadar çok sevap kazanacağına vb. sonuçlara dair sahih kaynaklarda bir dua olmadığı gibi böyle bir anlayışa da yer verilmemiştir. Allah’ın takdiri yanında duanın konumu nedir? Takdir değişmeyeceğine göre duanın sonuca ne etkisi ve faydası vardır? Şeklindeki sorulara Gazzâlî: “Olaylar önceden sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır. Sebeplerin sonuçları doğurması zaman içinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden bunlar için bir sebep de takdir etmiştir. Dua kötülüğün giderilmesi veya iyiliğin sağlanması için bir sebeptir.” Diyerek cevap vermiştir.13 Dua, kaderin dışında değil, kaderin bir parçasıdır. Yani: Dua etmek de, onun sonucunu almak da aynı bütünün içindedir. 13 İḥyâ, I, 328, 329.

“Dua, kendi sınırlılığını fark etme, kontrol edemediğin şeyleri kabul etme bilincini ifade etme biçimidir. İnsanın kulluk anlayışı içinde kalbini ve kendisini Allah’ın buyruklarına göre dönüştürmesidir. İnsanın acziyetini fark etmesi, ben yapamam Allah yapar demesidir.”

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.